Otuz yıla yaklaşan sürdürülebilir işletme anlayışıyla, günü kurtaran popülist mutfak akımlarının çok ötesinde;
hafızaya, damağa ve dimağa aynı anda hitap eden nadir Türk restoranlarından biri.
Bu sofraya gidişim bir tesadüf değildi.
Sevgili dostum, kıymetli oyuncu ve sunucu Nilüfer Kurt’un samimi tavsiyesiyle çıktığım bu yolculuk, beni yalnızca iyi yemeklerle değil; mutfağın hâlâ yaşayan ustalarıyla, hâlâ direnen bir anlayışla buluşturdu.
İçeri adım attığınız anda hissediyorsunuz:
Burası bir “mekân” değil, bir gastronomi hafızası.
Gösteriş yok, bağıran tabaklar yok, algoritmaya oynayan sunumlar yok.
Ama derinlik var. Sessiz bir özgüven, ölçülü bir ustalık ve yılların süzgecinden geçmiş bir disiplin var.

Günümüzde çoğu restoran, mutfağını sosyal medya ritmine göre kurarken;
Ataköy Şark Sofrası sizi coğrafi Türk mutfağının kadim lezzetlerine doğru ağır ağır yürütüyor.
Göze hitap eden ama bağırmayan, damağı yormayan ama akılda kalan bir seçkiyle…
Menüye geldiğinizde ise iş artık yalnızca lezzet değil, mutfak mühendisliği meselesine dönüşüyor.
Buradaki tüm kebaplar ve lahmacunlar, bugün neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir teknikle hazırlanıyor:
satır koyması (bıçak kıyması).
Makineyle çekilen etin farkı burada ilk lokmada kendini ele veriyor.
Makine eti ezer; siniri içine hapseder, etin suyunu ve protein değerini kaybettirir.
Oysa satır koymasında et kesilir, ezilmez.
Doku korunur, lifler canlı kalır, lezzet yükselir.
Bu, yalnızca gelenek değil; başlı başına bir kebap mühendisliğidir.

Yağ dengesi kusursuz, pişirme kontrollü, aroma net.
Mezeler ise ayrı bir başlık açmayı hak ediyor:
Her biri kaliteli malzemeyle kurulmuş, abartısız ama karakterli.
Bir lezzet gösterisi değil; bir denge dersi.
Ve elbette…
Etli çiğ köfte.
Gerçek anlamda bir “harikalar diyarı”.
Ne fazla baharat, ne ezilmiş bir doku.
Doğru et, doğru yoğurma, doğru ritim.
Finalde gelen katmerli ise Türk mutfağının o ince düşüncesinin, neredeyse moleküler bir karşılığı gibiydi.
Ağır değil, karmaşık değil ama son derece akıllı.
Bu deneyimi, sevgili Nilüfer Kurt ve değerli dostumuz Gökhan Yalçın ile birlikte yalnızca yaşamakla kalmadık;
Bu anlayışın daha fazla insan tarafından görülmesi gerektiğine inanarak bir de program çekimi gerçekleştirdik.
Çünkü Ataköy Şark Sofrası’nın asıl farkı, yalnızca lezzette değil;
lezzet + hizmet + sürdürülebilirlik üçgeninde saklı.
Burada gelenler “müşteri” değil, gerçekten misafir.
Ve bu misafirperverlik, yapay bir nezaketten değil; köklü bir kültürden besleniyor.
Üstelik tüm bu kaliteye rağmen, fiyatların erişilebilirliği insanı ayrıca memnun ediyor.
İşte bu da gerçek sürdürülebilirliğin sessiz kanıtı.
Bazı restoranlar trend olur.
Bazıları kalır.
Ataköy Şark Sofrası, kalanlardan.
Ve iyi ki hâlâ varlar.

Yorumlar
Kalan Karakter: