İşte her taze karavancının mutlaka geçtiği o meşhur ilk hatalar:
1. "Her Şeyi Yanımıza Almalıyız" Sendromu
İlk hata, karavanı bir "ev" sanmaktır. Evdeki fritözden tutun, altı kişilik porselen yemek takımına, hatta "belki lazım olur" diye alınan döküm tavaya kadar her şey o 8 metrekareye sığdırılmaya çalışılır.
Gerçek: İlk yokuşta o porselenlerin çıkardığı ses, senfonik bir yıkım konserine dönüşür. Hayat iki kupa, bir tava ve bolca sabırdan ibaretmiş, acı yolla öğrenilir.
2. Ağırlık Merkeziyle İmtihan: "Üst Raflara Döküm Tava Koyan Yiğitler"
Karavancılığın altın kuralı: Ağır olan aşağıda, hafif olan yukarıda kalır. Ama acemi karavancı, "elinin altında olsun" diye en ağır tencereleri, konserve kutularını üst raflara dizer.
O An: İlk keskin virajda karavanın içinde küçük çaplı bir deprem yaşanır. Üst dolap kapakları açılır ve o meşhur döküm tava, bir "göktaşı" edasıyla mutfak tezgahına iniş yapar.
Sonuç: Karavan yolda bir sağa bir sola yalpalarken siz içeride "fizik kuralları neden var?" diye sorgularsınız. Ağırlık merkezi yönetilmeyen karavan, yolda dans eden bir fil gibidir; kontrolü zordur, şakası yoktur!
3. "Gri Su" ile İlk Randevu: Bir Aşk Hikayesi Değil!
Karavancılığın en büyük tabusu, o kirli su deposudur. Acemiler sanır ki o su kendi kendine buharlaşıyor. İlk hafta biter, o meşhur koku gelir...
Hata: Tahliye vanasını açarken hortumun ucunu sabitlememek.
Trajikomik Son: Kendi evsel atığınızla kurduğunuz o çok yakın temas sonrası, bir daha asla "ay doğa ne kadar temiz" romantizmine eskisi gibi giremezsiniz. Artık siz bir "su uzmanı"sınızdır.
4. "Dışarıda Unutulan Her Şey Bizimdir" Kanunu
Karavanda en çok kurulan cümle: "Eyvah, basamak açık kaldı!" Karavanı hareket ettirmeden önce yapılması gereken 127 maddelik bir kontrol listesi vardır. Camlar kapalı mı? Basamak içeride mi? Buzdolabı kilitli mi?
Manzara: Yolda giderken dikiz aynasına bir bakarsınız ki; uzatma kablosu arkada yılan gibi sizi takip ediyor, masanız ise üç kilometre geride bir yol kenarı restoranına çoktan demirbaş olmuş...
5. Navigasyona Duyulan Kör Güven
Google Haritalar "en kısa yol" der, siz de inanırsınız. O yol sizi bir köyün içindeki 2 metrelik kemerli bir kapıya veya sadece bir eşeğin geçebileceği dar bir yokuşa götürür.
Kriz: Karavanın tavanının o alçak ağaç dalına sürttüğü o "cırt" sesi... Kalbinizden bir parça kopar. Karavancı navigasyonu değil, levhaları ve gökyüzünü takip edendir.
6. "Market Alışverişi = Ev Taşıma" Paradoksu
Motokaravancılığın en büyük şokudur bu. Karavanı kampa kurmuşsun, tenteyi açmışsın, sandalyeleri dizmişsin... Ve pat! "Ekmek bitti."
Trajedi: O markete gitmek için bütün evi toplamanız, tenteyi sarmanız ve 5 tonluk araçla mahalle bakkalına girmeniz gerekir. O bir adet ekmeğin maliyeti size 2 saatlik "toplan-kurul" mesaisi olarak döner.
7. "Geri Geri Yanaşma" Tiyatrosu
Bu sadece bir park meselesi değil, bir evlilik testidir. Eşiniz dışarı çıkar, "Gel gel" der. Siz direksiyonda ter dökersiniz.
Diyalog: — "Azıcık sağ yap!"
— "Hangi sağ? Senin sağın mı, benim sağım mı?"
— Çaaat! (Ağaca çarpma sesi).
O an o karavanın içinde bir sessizlik hakim olur ki, o sessizlikte sadece doğanın değil, sönen bir hayalin sesini duyarsınız.
Sonuç: Hata Yapmadan Karavancı Olunmaz!
Bütün bu hatalar; o karavanın kapısını açıp da sabah kuş sesleriyle uyandığınızda, bir sonraki sefere "daha akıllıca" yapılmak üzere arşive kaldırılır. Karavan hayatı kusursuzluk değil, o kusurlarla dalga geçebilme sanatıdır.
Devamı yolda... Ama bu sefer döküm tavaları ve ağır porselen tabakları, cam bardakları yanımıza almıyoruz, anlaştık mı? 🚐✨

Yorumlar
Kalan Karakter: