Şehir hayatı bize bir yalan söyledi: “Evin ne kadar büyürse, huzurun o kadar genişler.” Biz de inandık. Duvarları yıktık, odaları açtık, salonlara sığamadık. Ama garip bir çelişki var; evler saray yavrusuna döndükçe, bizim içimiz daralıyor. Her şey elimizin altında, teknoloji emrimize amade ama gelin görün ki biz bir türlü kendimize ulaşamıyoruz.
Sonra karavan çıkagelir ve o meşhur soruyu sorar: “Sahi, senin konforun kaç metrekare?”
Karavanda öyle “Bir oda daha açalım, araya bir koridor yapalım” deme şansın yok. Alan sınırlı, imkânlar kısıtlı. Burada konforu genişleterek değil, ancak derinleştirerek bulursun. Bu yüzleşmenin en sert (ve en lezzetli) yaşandığı yer ise mutfaktır.
Karavan mutfağı dediğin nedir ki? İki adım atsan mutfak bitiyor, bir adım geri gitsen yatak odasındasın. Tezgah kısa, dolap az, tencere sayısı ise parmakla sayılır. İlk bakışta şehirli zihnimiz bağırır: “Burada yemek mi yapılır, işkence mi çekilir?” Ama sonra bir şey fark edersin: Burada acele edilmez.
Şehir mutfağında yemek yapmak, bir "araya sıkıştırma" sanatıdır. Saatle yarışırsın, ayaküstü bir şeyler atıştırır, ocağın altını "çabuk olsun" diye sonuna kadar açarsın. Karavanda ise yemek, günün ritmini bizzat belirler. Su ağır ağır kaynar, kahvenin kokusu o daracık alanda öyle bir yayılır ki, sanırsın Brezilya’dasın. Kapı açıksa rüzgâr davetsiz misafir olur, tabağına toz değil, özgürlük dolar.
Elbette romantizmin dibine vurmayalım; karavan mutfağı bazen bir kaos tiyatrosudur.
Aynı anda iki kişi o mutfağa girmeye çalışırsa, bir noktada "Sen mi çıkarsın yoksa ben mi tavana yapışayım?" bakışması başlar. Tencere kapağı düşer, sesi karavanın içinde yankılanır; rüzgâr eser, tam soğanlar pembeleşirken ocak söner. Şehirde olsa mutfağı yıkacağın bu aksaklıklar, karavanda sadece bir tebessüm yaratır. Çünkü o metal sesleri, o rüzgarın şakası sana şunu hatırlatır: Hayattasın ve doğayla temas halindesin.
Bir tabak, bir çatal, bir de manzaraya bakan o sallanan masa... Televizyon yok, “sonra kalkarım” telaşı yok, “o kadar eşyayı kim yıkayacak” derdi yok. Çünkü konfor; her şeye sahip olmak değil, sahip olduklarının sana yetmesidir.
Karavan bize şu soruyu fısıldar:
Konfor alanın kaç metrekare değil, kaç alışkanlıktan ibaret? Kaç gereksiz eşya, kaç otomatik davranış, kaç tane "ama herkes böyle yapıyor" cümlesi seni hapsediyor?
Büyük bir evde, binlerce eşyanın arasında yalnız ve daralmış hissetmek mümkündür. Ama küçücük bir karavanda, tek bir tencerede çorba kaynarken dünya sana dar gelmez. Aksine, en rahat nefesini o "dar" sandığın yerde alırsın.
Çünkü insan en çok yemek yaparken kendine yaklaşır. Ve karavanda hayat, konfor alanını küçültmez; onu hareketli, sade ve gerçek kılar.
Devamı yolda… 🚐✨
Çünkü sırada, ocağın üzerindeki o tek tencerenin en büyük sırrı var:
“Yolda Yemek Ne Zaman Daha Lezzetli Olur?”
Konfor alanı kaç m²? (Bir de mutfaktan bakalım)
Hiç oturduk mu başına, elimizde metreyle konforu ölçtük mü? Şehirde yaşarken cevabımız belli: “Tapuda ne yazıyorsa o!” Salonu ayrı, yatak odasını ayrı sayarız; ama mutfaktaki o iki dolap arasına sıkışmış huzuru metrekareye dahil etmeyiz.
Yayınlanma :
19.01.2026 16:29
Güncelleme :
19.01.2026 16:30
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.

Yorumlar
Kalan Karakter: