Dostluk, mitolojilerin en sessiz ama en güçlü yeminidir. Aşk tanrıların işi olabilir, savaş kralların; fakat sadakat, iki yüreğin birbirine verdiği sözle başlar. Bu yüzden kadim hikâyelerde dostluk, kader kadar ağır, ölüm kadar gerçektir.
En eski destanlardan biri olan Gılgamış Destanı’nda bunu görürüz. Uruk Kralı Gılgamış kibirli, zalim ve gücüne tapan bir hükümdardır. Tanrılar ona denge olsun diye vahşi doğadan Enkidu’yu yaratır. Başta rakip olan bu iki güçlü varlık, dövüşerek birbirini tanır. Ve o dövüşün sonunda doğan şey düşmanlık değil, sarsılmaz bir dostluktur. Birlikte dev Humbaba’ya karşı savaşırlar, birlikte tanrıların gazabına meydan okurlar. Ama Enkidu öldüğünde Gılgamış’ın yıkılışı, bir kralın değil, dostunu kaybetmiş bir insanın çöküşüdür. Ölümsüzlüğü arayışının sebebi bile korku değil, “Bir daha böyle bir dostu kaybetmemek” arzusudur. Mitoloji burada şunu fısıldar: Gerçek dostluk, insanı tanrılara bile meydan okutacak kadar cesur, ama kaybında diz çöktürecek kadar derindir.
Yunan mitolojisi de dostluğun sadakatle mühürlenmiş örnekleriyle doludur. Akhilleus ve Patroklos’un hikâyesi bunların en dokunaklısıdır. Akhilleus, Troya Savaşı’nın en büyük savaşçısıdır ama onuru kırıldığı için savaşa katılmaz. Ordular dağılırken, Patroklos onun zırhını giyerek savaşa girer. Amacı şan kazanmak değil, dostunun yokluğunda askerleri kurtarmaktır. Hektor tarafından öldürüldüğünde Akhilleus’un öfkesi aslında bir savaş öfkesi değil, bir dostun yas çığlığıdır. Savaşa geri döner, kaderini bildiği hâlde. Çünkü dostunun ardından yaşamak, onun gözünde ölmekten daha ağırdır. Kısaca sadakat bazen dostunun başladığı cümleyi, hayatın pahasına tamamlamaktır.
Bir başka Yunan anlatısı, dostlukta güvenin doruk noktasıdır: Damon ve Pythias. Zalim bir kral, Pythias’ı idama mahkûm eder. Pythias son kez ailesini görmek için süre ister. Yerine dostu Damon rehin kalır. Eğer Pythias geri dönmezse Damon ölecektir. Günler geçer, infaz saati yaklaşır. Herkes Pythias’ın kaçtığını düşünür. Damon ise tek kelime etmez; çünkü dostunun döneceğini bilir. Tam idam anında Pythias koşarak gelir. Yolda korsanlara yakalanmış, fırtınalara sürüklenmiş ama sözünü tutmuştur. Bu sadakat karşısında kral bile yumuşar. Çünkü mitoloji der ki: Gerçek dostluk, ölüm korkusundan daha güçlü bir bağdır.
Türk mitolojisinde ve destan geleneğinde de sadakat, yoldaşlık üzerinden anlatılır. Manas Destanı’nda Manas’ın kırk çerisi yalnızca asker değildir; onlar kader arkadaşlarıdır. Savaşta, sürgünde, açlıkta ve ihanette Manas’ı yalnız bırakmazlar. Çünkü dostluk burada sadece birlikte gülmek değil, birlikte bedel ödemektir. Eski bozkır kültüründe “yoldaş” kelimesi boşuna kutsal değildir; aynı yola baş koyanlar, birbirinin can emanetidir.
Mitolojik dostlukların ortak bir sırrı vardır: Bu bağ, çıkarla kurulmaz. Tanrılar güç verir, krallar taht verir, kader ün verir; ama dost, insanın en savunmasız hâlini kabul eder. Gılgamış’ın gözyaşını, Akhilleus’un öfkesini, Damon’ın sessiz bekleyişini, Manas’ın yoldaşlarının fedakârlığını birleştiren şey budur: Sadakat, dostunun karanlıkta kalan tarafını da sahiplenmektir.
Mitolojilerde dostluk çoğu zaman ölümle sınanır. Çünkü ölüm, sadakatin en sert terazisidir. Kaçan dost hikâyelerde yer bulmaz; dönen, bekleyen, savaşan dost ise destan olur. Bu yüzden kadim anlatılar bize şunu öğretir: Dostluk bir duygu değil, bir seçimdir. Ve sadakat, o seçimi her gün yeniden yapmaktır.
Belki de tanrılar insanlara ölümsüzlüğü vermedi ama dostluğu verdi. Çünkü bir insan, kendisi için değil de bir dostu için cesur olduğunda, zaten ölümsüzlerin yaptığı şeyi yapmış olur.
Yola yoldaşınız, sadakatli dostlarınız olsun…

Yorumlar
Kalan Karakter: