Ne yazık ki bu videolar buzdağının sadece görünen kısmı. Kumar, alkol ve madde bağımlılığı olan kişiler çoğu zaman “yolun sonuna geldim” hissiyle yaşıyor. Borçlar, yalanlar, aile içi çatışmalar, suçluluk ve utanç duygusu birikiyor. Bazı kişiler yardım istemeyi bile düşünemeden hayatlarına son veriyor. Bu sadece bireysel bir trajedi değil; aileleri, çocukları ve toplumu etkileyen çok ciddi bir halk sağlığı sorunu.
Bağımlılığı siz daha çok beyin üzerinden açıklıyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Bağımlılık bir “irade zayıflığı” değil. Beynin özellikle dopaminle çalışan ödül ve motivasyon merkezlerinde öğrenilmiş bir davranıştır. Beyin, kumar oynarken ya da madde kullanırken yaşanan yoğun haz, rahatlama veya heyecanı bilinçaltına bir kayıt olarak alır.
Bu kayıt, kişi stresliyken de mutlu ve coşkuluyken de tekrar aktive olabilir. Beynin ön bölgelerinde “istek” oluşur, ardından ön orta bölgeler “git ve yap” komutunu verir. O anda kişi adeta otomatik pilota geçer. Birçok hastam “robot gibi yaptım, nasıl yaptığımı hatırlamıyorum” der. Bu tamamen nörobiyolojik bir süreçtir.
Bazı kişilerde birden fazla bağımlılık aynı anda görülebiliyor. Bunun sebebi nedir?
Eğer beyin geçmişte tesadüfen aynı duygusal durumda hem kumarı hem maddeyi kaydettiyse, ileride biri tetiklendiğinde diğeri de hatırlanabilir. Bu yüzden bazı kişilerde kumar isteğiyle birlikte alkol ya da madde kullanma isteği de ortaya çıkar. Beyin, “o duyguyu böyle düzenliyorduk” diye hatırlar.
Aileler bu süreçte nasıl etkileniyor?
Aileler çoğu zaman çocuklarını korumak için kumar borçlarını kapatıyor. Evler, arabalar, birikimler satılabiliyor. Ekonomik yıkımın yanında güven ilişkisi bozuluyor. Yalanlar, gizli krediler, hatta hırsızlık görülebiliyor. Bu noktada mesele sadece bir bireyin değil, ailenin ve toplumun ruh sağlığı haline geliyor.
İlaç ve klasik terapiler bu noktada neden yetersiz kalabiliyor?
İlaçlar ve konuşma terapileri bazı kişilerde fayda sağlar, ama kalıcı etki oluşturmaz. Ancak beynin derinlerinde kayıtlı bu otomatik davranış kalıpları her zaman aktif olabilir. Özellikle ağır ve uzun süreli bağımlılıklarda “istek” mekanizması tekrar tekrar devreye girebilir. Bu da nüks riskini çok artırır.
Neurofeedback burada nasıl bir rol oynuyor?
Neurofeedback, beynin kendi elektriksel aktivitesini geri bildirim yoluyla yeniden düzenlemesini koşullama yöntemi ile sağlar. Amaç, bağımlılığı tetikleyen düzensiz beyin dalgalarını normalize etmektir. Beyin yeni bir düzen öğrendiğinde, eski sağlıksız kayıtları kullanmayı bırakır.
Hastalarımın önemli bir kısmı “sanki hiç kullanmamışım, hiç kumarla veya madde ile tanışmamışım gibi hissediyorum” diyor. Çünkü beyin hatırlamazsa, istek de oluşmaz. İstek oluşmazsa “git yap” komutu da gelmez.
Bu yöntemin şiddet davranışlarıyla da ilişkisi olduğunu söylüyorsunuz…
Evet. Şiddete yatkın bireylerde ve cinayetle sonuçlanan vakalarda yapılan çalışmalarda, beyinde elektriksel düzensizlikler ve hasarlar gösterilmiştir. Neurofeedback ile bu düzensizlikler azaltıldığında, dürtü kontrolü artabiliyor. Bu da sadece bireyi değil, toplumu koruyan kalıcı bir etki yaratabiliyor.
Peki ekonomik durumu yetersiz olan hastalar ne olacak?
En büyük vicdani sorum bu. Neurofeedback ekipman ve uzmanlık gerektiren bir tedavi; belli bir maliyeti var. Bir klinisyen olarak tek başıma herkese ücretsiz yardım etmem mümkün değil. Bu nedenle bağımlılık tedavisi için bir sosyal fon şart.
Bu fon; proje bazlı, bağışlarla veya ekonomik durumu iyi olanların katkısıyla oluşturulabilir. Sağlık bireysel bir konu gibi görünse de bağımlılık söz konusu olduğunda toplumsal bir güvenlik ve huzur meselesidir.
Genetik ve çevresel faktörler bu işin neresinde?
Bazı insanlar genetik olarak dopamin sistemine daha hassas doğabiliyor. Bağımlıların yüzde 30’ unda beta dediğimiz elektrik aktiveleri kendilerinde olduuğu gibi yakınlarında da çok yüksek. Ancak genetik tek başına sorumlu olmayabilir. Travma, stres, çocukluk deneyimleri, sosyal çevre ve erişilebilirlik bu yatkınlığı tetikler. Yani bağımlılık genetik + çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkar. Bu da suçlama yerine tedaviyi ve önlemeyi merkeze almamız gerektiğini gösterir.
Hukuki açıdan ne söylemek istersiniz?
Bağımlılık nedeniyle işlenen suçlarda sadece cezaya odaklanmak yeterli değildir. Tedaviye erişim sağlanmadan verilen cezalar sorunu çözmez. Birçok ülkede artık bağımlılık, cezai değil tedavi odaklı ele alınmaya çalışılıyor. Bu yaklaşım hem suç oranlarını hem de tekrarları azaltıyor.
Son olarak topluma vermek istediğiniz mesaj nedir?
Bağımlılık utanılacak bir ahlaki kusur değil, tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır. Doğru yöntemler, doğru destek ve toplumsal dayanışma ile hem intiharları önleyebiliriz hem de aileleri ve toplumu koruyabiliriz. Bir kişiyi iyileştirdiğinizde, aslında birçok hayatı kurtarmış olursunuz.

Yorumlar
Kalan Karakter: