I. Yapay Seçilim ve Algoritmik Mutasyon
Doğal genetik, uyum sağlayan ve gelişen bir yapıyı hedeflerken; sosyal medyanın genetiği, kullanıcıyı "bağımlı kılan" bir mutasyonu arzular. Platformların temel yapısı, beynin en ilkel bölgesi olan limbik sistemi (duygu ve ödül merkezi) sürekli uyaracak şekilde kodlanmıştır. Bu kontrolsüz akış, beynin en genç ve en gelişmiş kısmı olan prefrontal korteksi (muhakeme ve irade merkezi) baypas eder.
Akademik çevrelerde "dijital demans" (digital dementia) olarak adlandırılan bu fenomen, beynin nöral yollarının kısalması ve yüzeyselleşmesiyle karakterize edilir. Bilgiye derinlemesine dalmak yerine, anlık ve görsel uyaranların peşinde koşan zihin, nörolojik bir tembelliğe mahkûm edilir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bilişsel bir "çürüme" sürecidir; zira kullanılmayan nöral yollar, budanma (pruning) yoluyla zamanla işlevini yitirir.

II. Gri Maddenin İstilası: Nörolojik Bir İflasın Anatomisi
Modern fMRI çalışmaları, aşırı sosyal medya maruziyetinin beynin yapısal dokusunda yarattığı tahribatı gözler önüne sermektedir. Özellikle çocuklarda ve genç yetişkinlerde, gri madde yoğunluğunun —bellek, duygusal kontrol ve dil ile ilişkili bölge— dijital uyaran bombardımanı altında seyreldiği gözlemlenmiştir.
Edebi bir perspektifle bakıldığında; zihnimiz bir zamanlar balta girmemiş, derin ve gizemli bir orman iken; kontrolsüz sosyal medya bu ormanı tek tip, sığ ve yapay bir bahçeye dönüştürmektedir. Dikkat süresinin bir süs balığından (goldfish) bile daha kısa olduğu bir çağda, derin tefekkür ve felsefi sorgulama yetisi, bu dijital erozyonun altında ezilip kalmaktadır. Beyin çürümesi, organın fiziksel olarak yok olması değil, insanı "insan" kılan o derinlikli düşünme melekelerinin yitimidir.
III. Evrimsel Bir Sapma: Sosyal Genetiğin İhaneti
İnsan beyni sosyal bir çevrede hayatta kalmak üzere evrilmiştir. Ancak bu genetik miras, dijital platformlar tarafından manipüle edilmektedir. Sosyal medya, "bağ kurma" güdümüzü bir "beğeni" sayısına indirgeyerek genetik kodlarımızı aldatır. Sahte onaylar ve sürekli sosyal kıyaslama, beyni kronik bir stres (kortizol) döngüsüne hapseder. Bu stres, beynin öğrenme ve hafıza merkezi olan hipokampüs üzerinde toksik bir etki yaratır.
Zihin, ekranın mavi ışığı altında uyuşurken, gerçek dünyanın karmaşıklığıyla baş etme yetisini kaybeder. Bu bir gerilemedir; insanlığın entelektüel zirvesinden, anlık tepkiler veren dürtüsel bir canlıya doğru evrimsel bir sapmadır.
Sosyal Medyaya Dair İnsanın Konumunu Tartışan “Dijital İnsan” Zirvesi Antalya’da Yapıldı!
İşte tam bu konularda bir zirveden konuştum 2 gün önce. Dijital çağın insan üzerindeki etkileri ve sosyal medyanın geleceği, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) iş birliğinde düzenlenen “Dijital İnsan: Sosyal Medyanın Geleceği – Geleceğin Sosyal Medyası” başlıklı zirvede ele alındı. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla Antalya’da düzenlendi.
Zirvede; dijitalleşme, sosyal medya, algı yönetimi, yapay zekâ ve insan psikolojisi arasındaki ilişki, farklı disiplinlerden uzman isimler tarafından ele alındı. Katılımcılar, dijital dünyada insanın yalnızca bir kullanıcı değil, aynı zamanda aktif bir özne olarak nasıl konumlandığını tartışma fırsatı buldu.
Zirveye; ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Pakalın, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Murat Totoş, Yönetim Kurulu Üyeleri Özgür Karagöz, Mustafa Yayla ve Behçet Ülker, Meclis Katip Üyesi Göktuğ Şahin, Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) Başkanı Emre Noyan, ARD Yönetim Kurulu Üyeleri Gizem Cantürk, Esra İmre Kılıç, Fulya Sarman, TOBB Antalya Kadın Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkanı Serap Kocaoğlu’nun yanı sıra akademisyenler, iş dünyasının temsilcileri ve çok sayıda öğrenci katılım sağladı.
Yarının Zihni İçin Bir Direniş
Sosyal medyanın genetiği, insan ruhunu bir veri paketine dönüştürmek üzerine kuruludur. Bu dijital erozyonun panzehiri, "nörolojik bir direniştir." Derin okuma, sessiz tefekkür ve ekran dışı gerçek etkileşimler, zihnimizin çürümeye yüz tutmuş nöral ağlarını yeniden canlandırabilir. Beyin, piksellerden değil, derinlikli tecrübelerden beslenen canlı bir organizmadır. Yarın, sadece ekranı kaydıranların değil, zihninin kapılarını bu kontrolsüz akışa karşı kilitleyip, düşüncenin sessizliğinde kendi hakikatini arayanların olacaktır.

Yorumlar
Kalan Karakter: