İnsanlar artık gördükleri içeriklerde hata görmek istiyorlar...
Mevcut dijital kültürde içerik akışı hiç olmadığı kadar yoğun, ancak bu içeriklerin kim tarafından üretildiği zaman içinde değişime uğradı. Infiluck Creative’in kurucusu Talha Sevim, konuya ilişkin değerlendirmede bulunarak bu dönüşümün özellikle son yıllarda daha görünür hale geldiğine dikkat çekti. Ölü internet teorisi gibi kavramlar, internetin büyük bir kısmının otomatize edilmiş süreçler veya bot aktiviteleriyle doldurulduğu iddiasını ortaya atıyor. Bu kavramın güçlü bir bilimsel kanıtı henüz tam anlamıyla oluşmamış olsa da yapay zeka araçlarıyla üretilen içeriklerin yaygınlığı ve miktarı, bu fikrin popülerleşmesine yol açtı.
Son araştırmalar 2024’ten bu yana internette İngilizce dilinde yayınlanan çevrimiçi makalelerin en az yarısının büyük olasılıkla yapay zeka tarafından üretildiğine işaret ediyor ki bu oldukça büyük ve azımsanmayacak bir orana karşılık geliyor. Sosyal medya tarafında bilhassa LinkedIn özelinde yapılan analizlerde de, özellikle uzun ve özenli görünebilen paylaşımların önemli bir bölümünün AI tarafından üretildiğini ortaya koyuyor. Talha Sevim konuya ilişkin açıklama yaparken, bu durumun sadece içerik miktarını değil, içeriklere duyulan güveni de etkilediğini belirtti. Graphite tarafından 2025’te yayınlanan kapsamlı bir analiz, Kasım 2022’de ChatGPT’nin kullanıma açılmasından önce AI tarafından az da olsa bir içerik üretiminin söz konusu olduğunu gösterirken, Kasım 2024 itibarıyla internette üretilen dijital içeriklerin çoğunluğunun AI tarafından üretildiğine işaret ediyor.
Yıl
AI İçeriği (%)
İnsan İçeriği (%)
2020 ~5 ~95
2021 ~7 ~93
2022 ~10 ~90
2023 ~20-30 ~70-80
2024 ~39 ~61
2025 ~>50 ~<50
Bu durumu anlamak için önemli çerçevelerden biri olan aktör ağ teorisi, teknoloji, yazılım, platform algoritmaları ve insanların birlikte bir ağ oluşturduğunu savunur.
Bunu şöyle yorumlamak mümkündür: İçerik üretmek artık sadece insanlara özgü bir eylem olmaktan çıkıp sistemler arası ilişkilere evrilmektedir. İçerik üretim süreçleri, yazardan algoritmaya ve model mimarisine kadar aktör ağının birer parçası haline gelmekte. Talha Sevim, konuya ilişkin değerlendirmesinde bu dönüşümün içerik üretimini yalnızca hızlandırmadığını, aynı zamanda dijital ifadelerin standartlaşmasına da neden olduğunu söyledi. Bu durum, kusursuz görünen dijital ifadelerin aslında sıradanlaşmış bir standarta dönüşümünü ima ediyor; yani içerikler nicelik olarak artarken, içeriklerdeki dikkat çekici unsurlar azalıyor. Böylece, internetin ölü bir monotonluğu doğuyor. Bu yeni dijital düzen diyebileceğimiz ortamda algoritmalar sadece bize içerik sunmuyor, neyi “değerli” bulmamız gerektiğini de dikte ediyor.
AI İçerik Üretiminin Yaygınlaşması
Yapay zekayla içerik üretiminin yükselişinde oluşturulan içerik miktarının önemi yadsınamaz, ancak yapay zeka araçlarının içerik oluşturma sürecini büyük ölçüde kısaltmış olması da dikkat çekicidir. HubSpot verilerine göre, pazarlamacıların %53’ü içerik oluştururken AI kullanıp yayınlamadan önce -ki bazen buna gerek bile duymuyorlar- ufak düzenlemeler yapıyor olması, yapay zeka araçlarının günlük iş akışlarına entegre olduğunun önemli bir göstergesi. Talha Sevim, bu tabloya ilişkin açıklamasında, üretim hızının artmasının içeriklerin “insan izi” taşıma ihtimalini azalttığını vurguladı.
AI, metin, görsel, video, sosyal medya etkileşimleri gibi çok çeşitli formatlarda içerik oluşturma süreçlerinin tamamında yer alabilmektedir. Ayrıca bu araçlar içerik üreticilerine zaman tasarrufu, tekrar eden işleri otomatikleştirme ve doğru imla kullanımı gibi alanlarda destek olmaktadır.
Öte yandan niceliksel artışın niteliksel artışla aynı anlama gelmediğinin bilincinde olmak gerekir. Macquarie Dictionary tarafından 2025’in kelimesi olarak seçilen “yapay zeka atığı” olarak da Türkçeleştirebileceğimiz AI-Slop kavramı, üretken yapay zeka araçlarıyla oluşturulmuş içeriklerin derinlikten yoksun, yüzeysel hatta spam içeriklerden ayırmamanın zor olduğu ve sıradan hale gelme trendi anlamına gelir. Niceliksel olarak artan içeriklerse, genellikle dikkat çekici olmaktan uzaklaşıp zihinsel bir kirlilik oluşturuyor. Yani içerikler teknik açıdan kusursuzlaşıyor ancak bu kusursuzluk sürekli bir hal aldığı için sıradanlaşıp etki düzeyini düşürüyor. Talha Sevim, bu noktada uyarıda bulunarak, “kusursuz görünen” içeriklerin bir süre sonra kullanıcıda duyarsızlaşmaya yol açtığını ifade etti.
Aktör ağ teorisine göre yapay zekayla üretilen içeriklerin artışı teknoloji ve kullanıcı etkileşiminin bir kaynağı ve ürünü olarak değerlendirilebilir. Bir diğer deyişle, AI bir “araç” olmaktan çıkıp ağın aktif üreticisi haline gelip içerik üretim ağının her aşamasında yer alıyor.
Duyarsızlaştırma ve Sahicilik Krizi
Yapay zeka ile oluşturulmuş kusursuz içeriklerin miktarındaki bu devasa artış, kullanıcı davranışlarını da kökten etkilemektedir. Kimi araştırmalar yapay zeka tarafından üretilen sosyal medya içeriklerinin etkileşimi artırabileceğini iddia etse de, güncel çalışmalar bu durumun içerik özgünlüğü ve kalitesi noktasında olumsuz bir algı yarattığını göstermektedir. Özellikle AI tarafından üretilmiş yazılı içerikler, kullanıcının içeriğe duyduğu güveni sarsmakta ve içerik üreticisiyle olan bağını zayıflatabilmektedir. Talha Sevim, konuya ilişkin değerlendirmesinde bu durumun “sahicilik krizini” derinleştirdiğine dikkat çekti.
İlginç bir araştırma verisine göre, yapay zeka tarafından yazılan haberlerin kalitesi okuyucular tarafından düşük algılanmasa da, bu içeriklere yönelik okuma isteğinin zamanla artmadığı gözlemlenmiştir. Bir başka deyişle, sıradanlaşmış “kusursuz” içerikler yeni bir dikkat çekici nitelik kazanamamakta; aksine, artan içerik hacmiyle beraber bir duyarsızlaşma yaratmaktadır. Talha Sevim, bu veriler üzerinden yaptığı açıklamada, kullanıcıların zamanla “hata” aramasının da bu sahicilik arzusuyla bağlantılı olduğunu söyledi.
Bu perspektiften bakıldığında Aktör Ağ Teorisi, yapay zekayı sadece bir üretim hızı aracı olarak değil, insanın bilgiyle kurduğu ilişkiyi bizzat dönüştüren aktif bir aktör olarak konumlandırır. AI artık neyin nasıl okunduğunu, hangi içeriklere dikkat edildiğini ve dijital dünyada neyin “değerli” kabul edildiğini de dikte eden bir faktördür.
Sonuç olarak, dijital iletişim ekosisteminde sadece içerikler değil, bizim onları okuma ve algılama biçimlerimiz de yeniden inşa edilmektedir. Talha Sevim, değerlendirmesinin sonunda, “kusurlu olanın” yani doğrudan insan elinden çıkanın çok yakın bir gelecekte en yeni ve en kıymetli lüks haline geleceği düşüncesinin artık uzak görünmediğini belirtti.

Yorumlar
Kalan Karakter: