Celal Karatüre’nin kendine has yorumuyla seslendirdiği “Kabe’de Hacılar Hû Der Allah”, 7’den 77’ye herkesin diline pelesenk oldu. Okul bahçelerinde çocukların hep bir ağızdan söylediği, sokakta esnafın mırıldandığı, sosyal medyada milyonlarca kez izlenen bu ilahi, kısa sürede popüler müziğin zirvesine yerleşti. Hatta öyle ki, birçok yorumcu bu eserin, gençler arasında rap şarkılarını geride bıraktığını ifade ediyor.
Ancak bu “tek ses, tek yürek” tablosu, toplumun derinlerindeki bir yarayı da yeniden gün yüzüne çıkardı. İktidar kanadının coşkuyla kucakladığı bu manevi dalgaya, muhalif kesimden yükselen itirazlar, Türkiye’nin kültürel kodlarındaki bölünmüşlüğü bir kez daha gözler önüne serdi. Peki, bir ilahi nasıl oldu da bu kadar popülerleşti ve bu popülerleşme neden bu denli keskin bir siyasi ayrışma konusu haline geldi?
Bir “Viral” Olarak İlahi: Samimiyetin Zaferi
Celal Karatüre’nin başarısının ardında yatan formül, aslında son derece yalın: samimiyet. Samsunlu Roman bir vatandaş olan Karatüre’nin, gösterişten uzak, doğal mekanlarda çektiği videolar, profesyonel stüdyo prodüksiyonlarının ulaşamadığı bir “gerçeklik” hissi yakaladı . Onun içten yorumu, geleneksel tasavvuf müziğinin duygusal derinliğini, modern sosyal medyanın diliyle harmanladı. Bu harman, özellikle çocuklar ve gençler arasında beklenmedik bir karşılık buldu.

“Kabe’nin yolları taşlıdır Allah” mısraları, sadece bir ilahi olmanın ötesine geçti. Okul bahçelerinde çocukların coşkuyla haykırdığı bir marşa, Ramazan ayının ruhunu sokaklara taşıyan bir sembole dönüştü . Bu durum, yıllardır “çocuklarımız yozlaşıyor”, “gençlik kötü örnekler peşinde” diye yakınan muhafazakar kesim için adeta bir moral kaynağı oldu. Yazar Yakup Köse’nin köşesinde belirttiği gibi, “Daha düne kadar çocuklarımızı köpekler gibi havlatıyorlardı şimdi yer gök inim inim iniler Allah, diyorlar!” sözleri, bu kesimin duyduğu memnuniyetin en çarpıcı özetiydi . İlahi, adeta popüler kültürün “kirli” sularına karşı manevi bir panzehir olarak sunuluyordu.
İktidarın Kucaklaması: “Gerçek Türkiye Fotoğrafı”
Bu toplumsal dalga, siyasetin üst kademelerinde de karşılıksız kalmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı’nda ilahiye açıkça sahip çıktı. “Kabe’de hacılar hu der Allah” ilahisinin 7’den 70’e herkesin diline ve kalbine nakşedildiğini belirten Erdoğan, bu tabloyu “özlediğimiz, arzuladığımız, hasretini çektiğimiz bir iklim” olarak nitelendirdi . Ona göre bu manzara, “gerçek Türkiye fotoğrafı”ydı ve kimseden bu fotoğrafa saygı duymasını bekliyor, “Kimse bundan gocunmamalı, rahatsız olmamalı” diyordu .
MHP Lideri Devlet Bahçeli’den de destek gecikmedi. Bahçeli, “dağa taşa Allah dedirten” bu akımı ve Celal Karatüre’yi gönülden alkışladıklarını ifade etti . İktidar kanadı için bu ilahi, milletin kendi öz değerlerine dönüşünün, kültürel yozlaşmaya karşı verilen mücadelenin somut bir zaferiydi. Bu söylem, ilahiyi sadece bir müzik eseri olmaktan çıkarıp, iktidarın kültür politikalarının bir başarısı olarak konumlandırıyordu.
Muhalefetin İtirazı: Laiklik Endişesi ve “Öteki” Olmak
Ancak aynı tablo, toplumun diğer bir kesiminde ciddi rahatsızlık yarattı. Muhalif kanattan gelen tepkiler, özellikle ilahinin kamusal alanda, özellikle de okullarda bu denli görünür olmasına odaklanıyordu. Kocaeli’nde bir okulda teneffüs zilinin bu ilahiyle değiştirilmesine tepki gösteren veli Soner Akbal’ın ifadeye çağrılması, tartışmanın hukuki boyutunu da gündeme getirdi . Akbal’ın “Burası tarikat ya da dergâh değil” çıkışı ve farklı inanç gruplarının varlığına yaptığı vurgu, laiklik ilkesi adına duyulan endişenin bir yansımasıydı.
Gazeteci Özlem Gürses gibi isimlerin eleştirileri ise, muhafazakar yazarlar tarafından “tahammülsüzlük” ve “ruhsal bir kopuş” olarak nitelendirildi . AK Parti Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları’nın muhalefete yönelik sözleri ise tartışmayı iyice kızıştırdı. Hacıoğulları, “Popçu Hadise’nin Düm Tek Tek’i, Tarkan’ın Şıkıdım’ı ile tenhada ortam bulup yakalayıp öpüşenler mi laik?” diyerek muhalefetin çifte standardını eleştirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üslubuyla “Siz kimsiniz ya?” çıkışı yaptı .
Bu noktada soru şu: Bir toplumun ortak değerleri olarak görülen dini motifler, neden bu denli keskin bir ayrışma sebebi? Cevap, “ortak değer” tanımının kendisinde yatıyor olabilir. Muhafazakar kesim için bu ilahi, milletin özlediği manevi iklimin bir yansımasıyken; laik kesim için, devletin tarafsızlığı ilkesinin zedelenmesi ve kamusal alanın dini sembollerle kuşatılması anlamına geliyor.
Aynı Nakarat, Farklı Dünyalar
“Kabe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisinin hikayesi, aslında Türkiye’nin iki farklı gerçekliğinin öyküsüdür. Bir tarafta kendi değerleriyle gurur duyan, bunların kamusal alanda coşkuyla yaşanmasından mutluluk duyan bir Türkiye; diğer tarafta ise bu coşkunun kendini dışlanmış hissetmesine yol açtığı, laik düzenin aşındığı endişesini taşıyan bir Türkiye.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır” sözü, bu iki fotoğraftan sadece birini yansıtmaktadır. Oysa “gerçek Türkiye”, tam da bu iki farklı fotoğrafın aynı anda var olduğu, aynı nakaratı dinleyenlerin bile birbirini duymakta zorlandığı karmaşık bir mozaiktir. Bu ilahi, belki de uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir soruyu sormamıza vesile olmalıdır: Farklılıklarımızla bir arada yaşama kültürünü mü inşa edeceğiz, yoksa kendi “gerçekliğimizi” karşımızdakine dayatmaya devam mı edeceğiz? İlahinin akılda kalan nakaratı “İzin ver de Kabe’ni görelim Allah” iken, bizim toplumsal olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de “İzin ver de birbirimizin yüzünü görelim” diyebilmektir. "
Yüce Allah'ı zikretmekten kokmayın.
Allahu Ekber Hu
La İlahe İllallah Hu
Yorumlar
Kalan Karakter: