Türkiye siyasi tarihinde bir dönüm noktası olan 2002 genel seçimlerinden bu yana, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve onun karizmatik lideri Recep Tayyip Erdoğan, ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal dokusunu derinden şekillendirdi. “Sürdürülebilir başarı” olgusu, yalnızca ardışık seçim zaferleriyle değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümü yönetme, krizleri fırsata çevirme ve Türkiye’nin uluslararası konumunu yeniden tanımlama kapasitesiyle analiz edilmelidir. Bu yazı, AK Parti-Erdoğan fenomeninin iç ve dış politikadaki temel dinamiklerini, uluslararası arenadaki yerini ve tartışmalarını ele alacağım bir başarının kodları
İç Siyasette Sürdürülebilirliğin Anahtarları:
1. Ekonomik Altyapı ve Sosyal Refah: AK Parti’nin erken dönem başarısının temelinde, 2001 krizinden sonra uygulanan makroekonomik istikrar programları, yabancı yatırımlardaki artış ve kamu hizmetlerinde (sağlık, ulaşım, konut) görülen büyük atılımlar yatar. Özellikle Anadolu’da yükselen orta sınıfı ve iş dünyasını güçlendiren politikalar, partinin geniş ve sadık bir seçmen tabanı oluşturmasını sağladı. Son dönemdeki kur dalgalanmaları ve enflasyonist baskılara rağmen, sosyal yardım programları ve istihdam hamleleri ile seçmen desteğini korumaya çalıştığı gözlemlenmektedir.
2. Toplumsal Muhafazakârlık ve Dindar Demokrasi Söylemi: AK Parti, merkez sağ siyasetin mirasını, dindar-muhafazakar kitlelerin değerlerini sisteme entegre ederek yeniden tanımladı. Laiklik tartışmalarında “muhafazakar demokrat” kimliğiyle, geniş kesimlerin dini taleplerini kamusal alana taşırken, devletin tarafsızlığı konusundaki gerilimi yönetti. Bu söylem, geleneksel CHP tabanı dışındaki geniş kitlelerde karşılık buldu.
3. Lider Etkisi ve Karizmatik Otorite: Recep Tayyip Erdoğan, “halkın sesi” olma, “davam” retoriği ve güçlü hitabetiyle, partinin ötesinde bir siyasi markaya dönüştü. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası “milli irade” ve “şehitler” vurgusuyla kendini devletin ve milletin bekçisi olarak konumlandırdı. Bu karizmatik otorite, seçmenle doğrudan duygusal bir bağ kurmayı ve kriz anlarında “istikrar” vurgusuyla konsolidasyonu sağladı.
4. Siyasi ve Kurumsal Dönüşüm: AK Parti döneminde, 2017 referandumuyla cumhurbaşkanlığı hükümet sisteme geçiş, Türkiye’nin yönetim yapısını kökten değiştirdi. Merkezi yönetimin güçlendirildiği bu sistem, Erdoğan’ın doğrudan yürütme yetkisini pekiştirdi. Muhalefetin parçalı yapısı ve zaman zaman etkisiz kalması da iktidarın sürekliliğine katkıda bulunan faktörler oldu.
Uluslararası Arenada Türkiye’nin Yeniden Konumlanışı:
AK Parti ve Erdoğan’ın dış politikası, “Yeniden Asya’ya Dönüş”, “Afrika Açılımı” ve “stratejik derinlik” gibi kavramlarla geleneksel Batı-merkezli dış politikanın ötesine geçmeyi hedefledi.
1. Bölgesel Güç İddiası ve Aktif Diplomasi: Türkiye, Suriye İç Savaşı, Libya, Karabağ ve son olarak Ukrayna krizlerinde, askeri güç kullanımı, silahlı İHA’ların etkin rolü ve arabuluculuk girişimleriyle etkin bir bölgesel aktör olarak öne çıktı. “Dünya beşten büyüktür” söylemi, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine yönelik bir meydan okuma olarak okundu ve küresel güney ülkelerinde sempati topladı.
2. Bağımsız Dış Politika ve Çok Kutupluluk: NATO üyesi olmasına rağmen, Rusya ile (S-400 alımı, nükleer santral, Ukrayna’da denge politikası), Çin ile (Kuşak Yol İnisiyatifi) geliştirilen ilişkiler, Batı ile yaşanan (insan hakları, demokrasi, Doğu Akdeniz gerilimleri gibi) sorunların yönetilmesinde alternatif kanallar açtı. Bu “denge politikası”, Türkiye’yi her blok için vazgeçilmez ve öngörülemez bir ortak haline getirdi.
3. Yumuşak Güç ve İnsani Diplomasi: TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet ve AFAD gibi kurumlar aracılığıyla, Balkanlar’dan Afrika’ya, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyada sosyal, kültürel ve insani projeler yürütüldü. Dünyanın en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkesi olması, Türkiye’ye uluslararası arenada önemli bir insani argüman sağladı.
4. Küresel İslam Söylemi ve Ümmetin Liderliği: Erdoğan, Filistin davasındaki tutumu, Kudüs vurgusu ve İslam dünyasındaki çatışmalara yönelik müdahil tavrıyla, Sünni İslam dünyasında önemli bir siyasi ve moral lider olarak kendine yer edindi. Bu durum, Türkiye’nin Arap Baharı sonrası bölgedeki nüfuz mücadelesinde önemli bir unsur oldu.
AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın sürdürülebilir başarısı, yalnızca seçim matematikleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir olgudur. İçeride, ekonomik büyüme, sosyal mühendislik, karizmatik liderlik ve kurumsal dönüşümle beslenen; dışarıda ise bağımsız, iddialı, bazen kavgacı, bazen arabulucu bir rol arayışıyla şekillenen yirmi yıllık bir iktidar deneyimidir. Türkiye, bu dönemde bölgesel bir güç olarak sahneye çıkmış, küresel sistemde “oyun kurucu” değil ama “oyun bozucu” veya “denge unsuru” olarak kendine özgü bir yer edinmiştir. Bu modelin geleceği ise, hem iç siyasetteki toplumsal taleplerin yönetimi, hem de uluslararası sistemdeki jeopolitik gerilimler arasında sürekli bir denge kurma becerisine bağlı görünmektedir. Sürdürülebilirliğin nihai testi, ekonomik istikrar, demokratik hesap verebilirlik ve çok taraflı diplomasideki başarısında yatacaktır.
İLGİLİ SÖZ : BAŞLASIN TÜRKİYE YÜZYILI

Yorumlar
Kalan Karakter: