İşte bu an, karşılaşmanın kaderini belirleyen ilk büyük kırılmaydı. Eğer Galatasaray, başlangıçtaki ısrarcı önde baskı planında direnmeye devam etseydi, maçın skoru ve hikâyesi çok daha farklı bir yöne savrulabilirdi.
Tam bu noktada Okan Buruk’un en doğru hamlesi geldi: taktik geri çekilme ve oyunu sabır üzerine yeniden inşa etme kararı. Daha önceki haftalarda da altını çizdiğimiz gibi Galatasaray, bu sezon Avrupa maçlarında sabırlı, inatçı ve sert savunma kurgusuyla ayakta kalabildiğini defalarca gösterdi. Atletico Madrid gibi oyunu boğmayı seven, rakibin hatasını bekleyen bir takıma karşı bu refleksi göstermek, teknik direktörlük sezgisinin en net göstergelerinden biridir.
Top Rakipteydi, Tehlike Galatasaray’dan Geldi
İstatistiklere bakıldığında topa sahip olma oranının Atletico Madrid lehine olduğu görülüyor. Ancak futbol, özellikle bu seviyede, yüzdelerle değil anlarla kazanılıyor. Galatasaray, topu daha az kullandığı bu maçta, Sara ve Barış Alper Yılmaz üzerinden yakaladığı geçiş hücumlarıyla galibiyeti getirecek pozisyonlara sahip oldu.
Bu noktada dikkat çekici olan şudur:
Galatasaray, oyunu kontrol etmese bile maçı tehdit etmeyi başardı. Bu, Avrupa futbolunda çok kıymetli bir meziyettir. Çünkü Atletico Madrid gibi takımlar, rakibini oyuna ortak ettikçe değil; rakip sabırsızlaştıkça cezalandırır.
Griezmann Detayı ve Uğurcan Faktörü
Maçın en kritik anlarından biri hiç şüphesiz Griezmann’ın kullandığı serbest vuruştu. Bu pozisyon, sadece bir kurtarış değil; takımın oyunda kalmasını sağlayan psikolojik bir eşikti. Kaleci Uğurcan, bu anla birlikte Galatasaray’ı ayakta tuttu ve savunma direncinin kırılmasına izin vermedi.
Uğurcan’ın bu performansı, Manchester City karşısında sergilediği kalitenin bir devamı niteliğindeydi. Temennimiz, bu kumaşta bir kalecinin bu seviyedeki performansını sürekliliğe dönüştürmesi ve City maçındaki güven veren görüntüyü sezonun geri kalanına taşımasıdır. Çünkü Avrupa’da büyük maçlar, çoğu zaman kalecilerin yazdığı küçük hikâyelerle kazanılır.

Okan Buruk Gerçeği:
Avrupa’da Başka, Lig’de Başka
Bu maç bir kez daha gösterdi ki Okan Buruk, Avrupa karşılaşmalarında maçı masa başında doğru okuyan, oyuncu tercihlerini ve saha içi tavrını büyük resme göre şekillendiren bir teknik adam profili çiziyor. Tribünde bulunan herkesin fark ettiği gerçek şu: Okan Buruk’un maç içindeki beden dili, oyuncularla iletişimi ve risk alma düzeyi, lig maçlarında gördüğümüzden belirgin biçimde farklı.
Bu farkın nedeni ne olursa olsun, artık şu sorunun cevabı netleşmek zorunda:
Avrupa maçlarında başarıyı getiren bu motivasyon ve konsantrasyon modeli, neden lig maçlarına aynı netlikle taşınamıyor?
Galatasaray, büyük maçlarda kendini yukarı çekerken; “kolay” olarak etiketlenen lig maçlarında zaman zaman aynı zihinsel sertliği gösteremiyor. Okan Buruk’un en önemli görevi artık taktikten çok, bu psikolojik standardı lig geneline yaymak olmalıdır.
Galatasaray–Atletico Madrid maçı, sadece bir Avrupa karşılaşması değil; bu takımın ne yapabildiğini ve neyi hâlâ tam başaramadığını gösteren bir aynaydı.
• Sabırlı savunma var
• Büyük rakibe karşı direnç var
• Geçiş hücumlarında tehdit var
Eksik olan ise bu seviyede maçı koparacak son an kararlılığı ve bunu ligde de sürdürebilecek zihinsel süreklilik.
Eğer Galatasaray bu dengeyi kurabilirseydi, ilk sekiz sadece bir hayal olmaktan çıkardı; hak edilmiş bir hedefe dönüşür.
Galatasarayda Bir Başka Avrupa Gecesi: Manchester City Maçı Üzerinden Okuma
Manchester City karşısında oynanacak maç, skorundan bağımsız olarak Galatasaray adına sezonun referans karşılaşmalarından biri olarak kayda geçecektir. Oyun olarak bakıldığında , sahada iki farklı gerçek olacaktır :
Bir yanda Avrupa’nın en sistemli takımı, diğer yanda anları doğru oynadığında devleri zorlayan bir Galatasaray.
Ancak City maçınıda Galatasaray’ın problemi oyun kurmak ya da rakibe direnmek değil; maçı koparacak son kararları verme noktasında yaşanan tereddüt olabilir . Topun doğru yere, doğru hızla, doğru ayakla buluşmaması; Avrupa seviyesinde affedilmiyor.
Bu tablo, Atletico Madrid maçının son dakikalarındaki kaçan pozisyonlarla birleştiğinde şu soruyu doğuruyor:
Galatasaray gerçekten ilk sekizi zorlayabilecekken yoksa kendi eliyle süreci ağırlaştırdımı ?
Genel Resim
Galatasaray özelinde tablo net:
• Büyük rakiplerden puan alabilen
• Avrupa’da oyunu olan
• Ancak son vuruş, son karar, son konsantrasyon eksikliği nedeniyle hedeflerini zorlaştıran bir Galatasaray
Deplasmanda Güçlü, Detaylarda Kırılgan İki Ayrı Konsantrasyonun Bedeli:
Galatasaray’da İlk Yarı Hayaletliği
Karagümrük 1 – Galatasaray 3
Lig cephesinde Karagümrük karşısında alınan 3-1’lik galibiyet, kağıt üzerinde rahat bir akşam gibi görünse de, sezonun genel hikâyesini okumak için önemli veriler barındırıyor. Galatasaray, bireysel kalite farkıyla maçı kazandı; ancak oyun içerisinde yine konsantrasyon dalgalanmaları dikkat çekti.
İşte tam bu noktada Avrupa ve lig arasındaki çelişki belirginleşiyor:
Büyük maçlarda yüksek motivasyonla oynayan Galatasaray, “kolay” diye etiketlenen maçlarda aynı zihinsel sertliği sürdüremiyor. Avrupa’da alınan puanlar değerli, ancak ligde kaybedilen her gereksiz puan, sezon sonunda çok daha ağır bir faturaya dönüşüyor.
İkinci Yarıdaki Kırılma: Lemina Hamlesi ve Torreira’nin Yorulmaktan dolayı Düşen Direnci
Maçın kırılma anı ikinci yarıda geldi. Fiziksel olarak direnci düşen Torreira’nin oyundan alınması ve yerine Lemina’nın girmesiyle Galatasaray kısa süreli de olsa oyunun yönünü değiştirdi. Bu değişiklik, sahadaki enerjiyi yukarı çekti; pas temposu hızlandı ve Galatasaray birkaç dakika içinde maçı koparabilecek görüntüyü vermeye başladı.
Ancak bu ivme sürdürülebilir olmadı. Çünkü oyunun genişliğini sağlayacak, savunmayı bire birde tehdit edecek kanat performansı bir türlü sahaya yansımadı.
Yunus Akgün Dosyası: Kayıp Kanat,
Cevapsız Sorular
Haftalardır sahada varlığıyla yokluğu arasındaki farkı hissettiremeyen Yunus Akgün, bu maçta da beklentilerin çok uzağında kaldı. Adam eksiltemeyen, çizgiye inemeyen ve özellikle kanat ortalarında hiçbir servis üretmeyen bir Yunus profili, Sane ‘nin olmadığı Galatasaray hücumunu ciddi biçimde kısırlaştırdı.
Oysa böyle maçlar, Yunus gibi oyuncular için fırsat niteliğindedir. Alan var, tempo düşük, savunma sert değil. Buna rağmen oyunun içinde tamamen kaybolması, futbol kamuoyunda şu sorunun yüksek sesle sorulmasına neden oluyor:
Sakatlığı tam olarak geçmedi mi, yoksa konsantrasyonunu dağıtan başka bir problem mi var?
Bu soru artık teknik heyetin iç değerlendirmesi olmaktan çıkmış durumda. Çünkü Yunus’un fiziksel ve zihinsel olarak oyunun içinde olmadığı bir görüntü, haftalardır tekrar ediyor.
Ancak iki yeni transfer ve çok değişik pozisyonlarda oynayabilen Noa Lang ve Yaser Asprilla gerek Yunus Akgün’e gerekBarış Alper’in daha pozitif yönde rekabetçi ortama itecektir
Sonuç: Oyun Değil, Zihin Kazanır
Bu maç, Galatasaray adına bir kez daha gösterdi ki sorun sadece taktik ya da formasyon değil. Zihinsel geçişler hâlâ sağlıklı değil. Avrupa maçlarında yüksek konsantrasyonla oynayan takım, ligde aynı standardı yakalayamadığında ortaya bu tür silik ilk yarılar çıkıyor.
Okan Buruk ve teknik ekibin önündeki temel mesele artık net:
Oyuncuların Avrupa–lig ayrımını zihinsel olarak ortadan kaldırmak.
Aksi hâlde Galatasaray, oyunu kontrol edemediği değil; oyuna tam giremediği maçlarda puan kaybetmeye devam eder.
Kadıköy’de Uyarı Niteliğinde Mağlubiyet: Fenerbahçe 0 – Aston Villa 1
Fenerbahçe’nin Aston Villa karşısında aldığı mağlubiyet, skor kadar oyun içi uyarılar açısından da dikkat çekiciydi. Topa sahip olmak, oyunu domine etmek anlamına gelmediği gibi; üretkenlikten uzak hücumlar, Avrupa seviyesinde sonucun belirleyicisi oluyor.
Bu maç, Türk futbolunun genel problemi olan “top bizde ama tehdit yok” gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Villa, net bir planla sahadaydı; Fenerbahçe ise arayış içindeydi.
İç Sahada Kaybedilen Ritim:
Fenerbahçe 1 – Göztepe 1
Göztepe karşısında kaybedilen iki puan, Fenerbahçe’nin sezondaki en kritik eşiklerinden biri olarak öne çıktı. Bu tür maçlar, şampiyonluk yarışında “küçük kayıp” gibi görünür ama sezon sonunda büyük kırılma anları olarak hatırlanır.
Oyun kontrolü vardı, skor üstünlüğü geldi; fakat devamı gelmedi. Bu, sadece bir maçın değil, sezon planlamasının sorgulanmasına neden olan bir tablo.
Fenerbahçe’de Santrfor Krizi: Tedesco’nun Israrı, Yönetimin Sessizliği
Fenerbahçe’de son haftaların en çok tartışılan başlığı artık sadece skorlar değil; sahadaki tercihlerin arkasındaki aklın kim olduğu sorusudur. En Nesyri’nin kenarda oturduğu, buna karşın Duran’la “hayali santrfor” düzeninde ısrar edilen bu yapı, yalnızca bir teknik tercih değil; çok katmanlı bir kriz alanı hâline gelmiştir.
Modern futbolda santrforsuz oyun mümkündür. Ancak bunun için ya üst düzey hareketlilik, ya ceza sahasına koşu atan orta sahalar ya da kanatlardan sürekli tehdit gerekir. Fenerbahçe’de ise bu unsurların hiçbiri sürdürülebilir şekilde sahaya yansımıyor. Oyunun sıkıştığı, rakibin bloklar arasında alan bırakmadığı anlarda uzun top ve ikinci top planı devreye girmesi gerekirken, bu profilde en uygun isim olan En Nesyri’nin oyuna alınmaması, Tedesco’nun oyuna müdahale edemediği eleştirisini güçlendiriyor.
Bu noktada sorumluluk sadece teknik direktörde mi?
Asıl soru burada başlıyor.
En Nesyri Meselesi: Sahada Olmayan Oyuncu, Sahipsiz Kalan Karar
Eğer En Nesyri bu takımın oyuncusuysa, neden oyuna girmiyor?
Eğer satıldıysa, neden kadroda?
Bu belirsizlik, teknik tercih sınırlarını aşan bir yönetim problemine işaret ediyor. Bir kulüp, bu ölçekte bir oyuncunun statüsünü kamuoyuna net biçimde açıklamakla yükümlüdür. Aksi hâlde hem teknik ekip hem de oyuncu, sahada ve kulübede askıda kalır.
En Nesyri, oyunun kilitlendiği dakikalarda:
• Uzun top tehdidi
• Ceza sahasında fiziksel varlık
• Savunmayı geriye itme unsuru
olarak kullanılabilecek net bir profildir. Tedesco’nun bu kozunu kullanmaması, sadece maç içi bir hata değil; oyunun ihtiyaçlarını doğru okuyamama hanesine yazılan ciddi bir eksi puandır.
Duran Gerçeği: Benzetmelerle Büyütülen, Sahada Küçülen Profil
Sezon başından bu yana Osimhen ile kıyaslanan
Ali Koç yönetiminin aldığımız inanamıyorum dediği Duran’ın, bu maç itibarıyla o kıyasın neden gerçekçi olmadığı net biçimde ortaya çıkmıştır. Mesele sadece gol atamamak değil;
• Temaslı oyunda kaybolması
• Ceza sahasında varlık gösterememesi
• Savunma arkasına koşu zamanlamalarının zayıflığı
Duran ile Osimhen arasındaki fark, artık futbol kamuoyunda “gece ile gündüz” arasındaki fark olarak tanımlanıyor. Bu benzetme sert olabilir; ancak sahadaki gerçeklik bundan daha yumuşak değil.
Fenerbahçe, bu profil üzerinden hücum planı kurdukça, üretkenlik sorunu yaşamaya mahkûm bir yapıya bürünüyor.
Guendouzi Dosyası: 30 Milyon Euro’luk Sessizlik
Sezonun en yüksek beklenti yaratan transferlerinden biri olan Guendouzi, Süper Kupa’dan bu yana oyunun merkezinde olması gerekirken kenarında dolaşan bir görüntü çiziyor. 30 milyon Euro’luk bir yatırımın karşılığı, sadece pas trafiğinde görünmek değil; oyunun temposunu, yönünü ve sertliğini belirlemektir.
Ancak mevcut tabloda Guendouzi:
• Oyunu hızlandıramıyor
• Takımı öne taşıyamıyor
• Kritik anlarda sorumluluk almıyor
Bu da Fenerbahçe’nin orta sahada ne savunma ne hücum arasında kalmış bir yapı sergilemesine neden oluyor. Maliyet–performans dengesi açısından bakıldığında, bu tablo teknik heyet kadar transfer politikasının da sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
Tedesco’nun Karnesi: Müdahale Eksikliği ve Okuyamama
Bu maç özelinde Tedesco’ya yazılan en büyük eksi, seyirci kalmasıdır. Oyun tıkandığında, plan B devreye girmedi. Kenardan gelen hamleler oyunun yönünü değiştirmedi. Bu durum, teknik direktörlük reflekslerinin sorgulanmasına yol açıyor.
Bir teknik adamdan beklenen:
• Maçı okuması
• Rakibin zaafına hamle yapması
• Kendi takımının ihtiyaçlarına göre risk almasıdır
Bu karşılaşmada bunların hiçbiri net biçimde görülmedi.
Sonuç Yerine: Sorumluluk Zinciri
Fenerbahçe’de sorun tek başına ne Duran’dır, ne En Nesyri’dir, ne de Guendouzi. Asıl problem, sahadaki tercihler ile kulüp içindeki karar mekanizmaları arasındaki kopukluktur.
Bu nedenle artık sorular teknik direktörden çok yönetimin masasına düşmektedir. Çünkü sahadaki belirsizlik, kulübede başlar; kulübede başlayan belirsizlik ise tribüne, puan tablosuna ve sezona yayılırsa Beklenen Şampiyonluk hayalden öteye geçmez
Steaua Bükreş Fenerbahce uefa ligi
Avrupa Aynası: Fenerbahçe – Steaua Bükreş Maçı Üzerinden Gerçeklerle Yüzleşme
Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Ligi’nde Steaua Bükreş karşısında oynayacağı maç, skorun ötesinde takımın Avrupa’daki kimliğini sorgulatan bir karşılaşma olacaktır. Kâğıt üzerinde Fenerbahçe’nin kalite, kadro değeri ve bireysel yetenek açısından üstün olduğu bir eşleşmedir.
Steaua Bükreş, sınırlı kadro kalitesine rağmen ne oynadığını bilen, alan daraltan ve sabırla rakibinin hatasını bekleyen bir yapıdadır. Fenerbahçe ise topa sahip olmasına rağmen oyunu yönlendiremeyen, temposu kolay düşürülebilen ve maçın ritmini rakibine teslim eden bir görüntü çizmeden kararlı oynamalıdır.
Orta Saha Problemi: Oyun Var, Etki Yok
Villa maçında orta sahada çok pas yapan ama oyunun yönünü değiştiremeyen bir Fenerbahçe vardı. Top üçüncü bölgeye taşınsa bile, final aksiyonlarında karar kalitesi düşüktü. Bu da Steaua savunmasının işini kolaylaştırir.
Avrupa seviyesinde orta saha oyuncularından beklenen sadece topu dolaştırmak değil;
• Oyunun temposunu ayarlamak
• Rakip savunmayı yerinden oynatmak
• Dikey pas tehdidi yaratmaktır
Sonuç Yerine: Seviye Gerçeği
Steaua Bükreş maçı, Fenerbahçe için bir alarm niteliği taşıyor. Bu karşılaşma ne bir kazadır ne de tek maçlık bir düşüş. Aksine, Avrupa arenasında süregelen yapısal sorunların yeni bir yansımasıdır.
Fenerbahçe’nin Avrupa’da ilerlemek istiyorsa:
• Hücumda daha net roller
• Orta sahada daha cesur kararlar
• Teknik direktör düzeyinde daha güçlü maç içi müdahaleler
ortaya koyması gerekiyor.
Aksi hâlde bu tür maçlar, sadece puan kaybı değil; özgüven ve iddia kaybı olarak da haneye yazılmaya devam eder.
Trabzonspor: Kazanarak Ayakta Kalma Mücadelesi
Trabzonspor 2 – Kasımpaşa 1
Trabzonspor için bu galibiyet, oyundan çok sonuç odaklı bir nefes alma anlamı taşıyor. Bordo-mavililer, estetikten ziyade dirençle ayakta kalmaya çalışıyor. Kasımpaşa karşısında alınan üç puan, sezonun ilerleyen haftaları için psikolojik bir eşik.
Üst taraftakiler ile puanı yaklaşan Trabzonspor lige heyecan katmaktadır.
Trabzonspor sahada ne oynamak istediğini biliyor ama kadro yapısı bu oyunu 90 dakikaya yaymakta zorlanıyor. Özellikle orta sahada dinamizm eksikliği çok net. Rakip hızlı çıktığında ilk kırılma noktası merkez oluyor. Bu yüzden Trabzonspor’un ilk ihtiyacı, hem top kazanacak hem de oyunu sakinleştirecek bir 6–8 numara.
Savunma hattına baktığımızda pozisyon bilgisi var ama hız problemi göze çarpıyor. Çizgi öne çıktığında arkaya atılan her top tehdit oluyor. Buraya mutlaka hızlı, alan savunmasını iyi yapan bir stoper gerekiyor.
Hücum tarafında ise sorun üretmekten çok çözmekte. Kanatlarda bire bir oynayabilen, kilidi açacak bir oyuncu Trabzonspor’u bir seviye yukarı taşır. Forvet hattında pozisyon bulunuyor ama bitiricilik istikrarlı değil; ceza sahasında daha soğukkanlı bir golcü şart.
Özetle Trabzonspor’un ihtiyacı yıldızdan çok denge. Doğru profillerle bu takım oyunu domine eder, skoru da erken koparır. Aksi halde her maç “kontrollü ama stresli” geçmeye devam eder.
Transfer de Öncelik Sıralaması
- Dinamik merkez orta saha
- Hızlı stoper
- Bire bir kanat
- Bitirici forvet
- Bek rotasyonu
Beşiktaş: Sessiz Ama Hesaplı
Beşiktaş 1 – Kayserispor 0
Beşiktaş’ın Kayserispor karşısındaki galibiyeti, bu sezon siyah-beyazlıların karakterini özetliyor: Fazla risk almayan, skoru bulduğunda korumayı bilen, ama hücumda hâlâ arayış içinde olan bir takım.Son dakikalarda gelen gol camianın beklentilerinin devam etmesini sağladı
Beşiktaş, Kayserispor karşısında skoru almayı bildi ama oyun, sezonun geri kalanı adına önemli uyarılar verdi. Siyah-beyazlılar topa sahip oldu, oyunu yönetti gibi göründü; ancak bazı eksikler çok net şekilde sahaya yansıdı ve bunlar transferle kapatılması gereken alanları işaret ediyor.
Öncelikle orta saha merkezinde tempo sorunu var. Beşiktaş topa sahipken problem yaşamıyor ama topu kaybettiği anda geri dönüşlerde ciddi boşluklar veriyor. Savunma ile orta saha arasındaki mesafe zaman zaman açılıyor. Bu tablo, Beşiktaş’ın mutlaka dinamik, iki yönlü bir merkez orta saha transferine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Hem top kazanacak hem de oyunu hızlandıracak bir profil şart.
Hücumda en büyük problem kanatlar. Set oyununda çizgiye inip rakibi bire birde zorlayacak, oyunun yönünü değiştirecek bir kanat oyuncusu eksikliği hissediliyor. Kayserispor maçında Beşiktaş, hücumlarını çoğu zaman merkezden zorladı ve bu da oyunu daralttı. Adam eksiltebilen, tempo koyan bir kanat Beşiktaş’ın hücum çeşitliliğini artırır.
Savunma hattında ise stoper tandeminde hız ve çeviklik sorunu dikkat çekti. Özellikle geçiş anlarında rakip forvetler rahat koşu alanı buldu. Pozisyon bilgisi var ama alan savunması sınırlı. Bu nedenle hızlı ve öne çıkan savunmayı toparlayabilecek bir stoper transferi gerekli görünüyor.
Forvet hattında skor üretimi var ancak oyun içi katkı dalgalı. Sırtı dönük oyunda ve pres gücünde istikrar yok. Beşiktaş’ın, yalnızca gol atan değil, önde baskıyı başlatan ve takımı yukarıda tutan tamamlayıcı bir santrfora ihtiyacı bulunuyor.
Son olarak bek rotasyonu. Özellikle maçın son bölümlerinde düşen tempo, kulübenin yeterince güven vermediğini gösterdi. İlk 11’i zorlayacak değil ama rekabet yaratacak bir bek takviyesi, sezonun uzun maratonunda kritik olur.
Sonuç olarak “parlak isimler” değil,
oyunun kırılan yerlerini onaracak doğru profiller. Orta saha dinamizmi, kanat bireyselliği ve savunma hızı sağlandığında bu takım sadece kazanan değil, ikna eden bir Beşiktaş’a dönüşür.

Yorumlar
Kalan Karakter: