Sokaktaki her iki kişiden birinin "annesi" yerine koyduğu bir figür, neden sinema salonlarında aynı karşılığı bulamadı? Oyuncu performansı mı, reji mi, yoksa biz mi sinemanın yeni kurallarını ıskalıyoruz?
Bu noktada durup bir isim üzerinde düşünmek gerekiyor: Çağan Irmak. Türk sinemasında "Babam ve Oğlum" ile başlayan, "Issız Adam" ile devam eden o büyük kırılma, bize bir şeyi kanıtlamıştı: Türk izleyicisi, kendi kalbine dokunan hikayeye sahip çıkar. Çağan Irmak, "Melodramatik Yapı" ile "Modern Sinema Dili"ni öyle bir dengeler ki; seyirci o filmi izlemez, o filmin içinde yaşar.
"Adile" filmi teknik olarak kusursuz bir rejiye sahip olsa da, belki de eksik olan şey Çağan Irmak filmlerinde gördüğümüz o "duygusal manipülasyonun sanatsal estetiğiydi." Irmak sinemasında hikaye sadece anlatılmaz; izleyicinin kolektif hafızasındaki en hassas teller titretilir. Adile Naşit gibi devasa bir figürün hayatını anlatırken, teknik rejinin yanına o "Irmakvari" sarsıcı finali veya karakterle kurulan o kopmaz duygusal bağı tam olarak inşa edememiş olabiliriz. Gişedeki bu sessizlik, yönetmenin başarısızlığı değil; belki de izleyicinin o beklediği "büyük katarsisi" tam olarak bulamamış olmasındandır.
Sinema tarihinde "Gişe Paradoksu" dediğimiz bir olgu vardır; her şeyin kağıt üzerinde kusursuz göründüğü yapımlar bazen hedef kitlede beklenen "eyleme geçme refleksini uyandırmaz.
Oyunculuklar tek kelimeyle muazzam. Karakterin o meşhur kahkahası ile hüzünlü bakışı arasındaki ince çizgi cerrah titizliğiyle işlenmiş. Reji, dönemin atmosferini yansıtmakta sanat yönetimi başarısıyla sınıfı geçiyor. Ancak teknik bir eleştiri yapmak gerekirse; günümüz seyircisi artık sadece "ne olduğunu" değil, "nasıl hissettirdiğini" daha sert bir kurguyla talep ediyor.
Yatırımcı Batmış mı Sayılır? "Altın Yumurta" ve Dijital Can Simidi
Peki, 100 bin barajının altındaki bu tablo bir "ticari iflas" mıdır? Eski sinema matematiğinde bu bir yıkım olabilirdi. Ancak modern film endüstrisinde Sinema sonrası gelir akışları dediğimiz bir süreç var.
Dijital platformlar, her ne kadar beyaz perdenin katili gibi görünseler de aslında birer "Risk Mitigasyon" (risk azaltma) aracıdır. Sinemada "duvara toslayan" nitelikli yapımlar, dijital kütüphanelerde modası geçmeyen içerik statüsüne erişerek uzun vadede yatırımcısına Yatırım Getirisi sağlar. Bu film batmadı; aksine beyaz perdenin gürültüsünden sıyrılıp, dijitalin sessiz ve kalıcı derinliğinde gerçek izleyicisini bekliyor.
Bardağın dolu tarafı ise tüm bu rakamlardan daha parlak. Yatırımcı bulmanın "aslanın ağzında" olduğu bir dönemde; Türk sinemasına böyle bir değer katmak kahramanlıktır. Yapımcısından setindeki ışıkçısına kadar herkesi tebrik etmek boynumuzun borcu.
Yatırımcılara sesleniyorum: Kısa vadeli gişe grafiklerine bakıp sanattan elinizi çekmeyin. Çağan Irmak gibi ustaların yolu da her zaman gül bahçesi değildi; ancak doğru projeye, doğru dramaturjiyle ve doğru pazarlama stratejisiyle yapılan yatırım, sadece bugünün karını değil, yarının tarihini yazar. Sinema endüstrisini beslemek, bu toprakların ruhuna imza atmaktır.
Adile Naşit’in o meşhur zili aslında hiç susmadı. Sadece artık o zili duyacağımız yer sinema salonları değil, evimizin başköşesi olacak. Bu film, teknik kusurları veya gişe şanssızlıkları ne olursa olsun, bir "başarı" hikayesidir. Çünkü unutulmaya yüz tutan o büyük "zarafeti" tekrar hatırlatmıştır.

Yorumlar
Kalan Karakter: