“Affedersiniz, biz neredeyiz?”
Çatıdaki adam cevap vermiş:
“Bir binanın çatısındasınız.”
Cevap yanlış mı? Değil.
Peki işe yarıyor mu? O da değil.
Çünkü doğru olmak, tek başına yeterli değildir. Bilginin aynı zamanda ihtiyaca uygun olması gerekir. Finansal raporlamada da böyledir. Bilginin temel niteliksel özelliklerinden biri “ihtiyaca uygunluk”tur. Aksi halde doğru ama işe yaramayan bir veriyle baş başa kalırız.
Bugün enflasyon tartışmasında yaşadığımız tam olarak bu.
Açıklanan Enflasyon Ne Diyor?
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre:
- Ocak ayı aylık enflasyon: %4,84
- Yıllık enflasyon: %30,65
Alt kırılımlara baktığımızda tablo daha net:
- Eğitim: %64,70
- Konut: %45,36
- Gıda: %31,69
Asıl soru şu: Bu oranlar vatandaşın gündelik hayatındaki artışı ne kadar anlatıyor?
Enflasyon bir ortalamadır.
Hayat ise ortalama değildir.
Dört kişilik bir ailenin bütçesini düşünelim:
- Çocuğu özel okuldaysa eğitim gideri %64,70 artmış.
- Kiradaysa konut kalemi %45,36 yükselmiş.
- Market harcaması yapıyorsa gıda %31,69 artmış.
Şimdi soruyu yeniden soralım:
Bu ailenin yaşadığı artış gerçekten %30,65 mi?
Bence değil.
Çünkü TÜFE sepetindeki ağırlıklar toplumun genelini temsil eder. Oysa her hane kendi harcama dağılımına sahiptir. Geliri görece düşük olanlar için gıda ve kira daha yüksek kalemlerdir. Geliri yüksek olanlar için eğitim ve hizmet harcamaları daha yüksek olabilir.
Bu yüzden hissedilen enflasyon, açıklanan enflasyon aynı değildir.
Doğru Bilgi Yetmez
Türkiye İstatistik Kurumu’in açıkladığı %4,84 aylık ve %30,65 yıllık enflasyon oranı teknik olarak doğrudur.
Ancak eğitimde %64,70, konutta %45,36, gıdada %31,69 artışla karşılaşan bir hane için bu oran, balondaki adama verilen cevap gibidir:
Doğru… ama yön göstermeyen.
Belki de bugün asıl sormamız gereken soru şudur:
Biz gerçekten neredeyiz?
Yorumlar
Kalan Karakter: