2 Aralık 2022 tarihinde vizyona giren Buğday Tanesi, yönetmenliğini Doğan Ümit Karaca’nın üstlendiği, senaryosunda Av. Serkan Bayram ve Volkan Kapkın imzası bulunan, yapımcılığını da Av. Serkan Bayram’ın üstlendiği ve onun gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan etkileyici bir dram filmidir.
Film, bebekken geçirdiği buğday tarlasında yanan ve yangın sonucu ellerini kaybeden Serkan’ın hayat mücadelesini ve bu mücadelenin nasıl toplumsal bir umuda dönüştüğünü anlatır. Ancak bu hikâye yalnızca bireysel bir başarı öyküsü değildir; aynı zamanda zihinsel kalıplara, önyargılara ve “yapamaz” denilenlere karşı verilen bir varoluş savaşının sinemasal bir anlatımı da olmaktadır.
Filmde Serkan’ın mücadelesine eşlik eden iki karakter daha öne çıkmaktadır: Omurilik felci olan Sarp ve beyin felci geçirmiş (spastik) Ayşe. Özellikle Ayşe karakteri, film boyunca izleyicide derin bir yankı uyandıran ve filmin misyonunu besleyen diyaloglarıyla dikkat çekmektedir. Oyunculuğundaki doğallık; Sarp’ın annesine yaklaşımındaki duyarlılık ve Sarp’ın hayatına dokunuşu, Serkan’ın her daim yanında bir dost eli olarak yanında duruşu sayesinde oyuncularla birlikte izleyicide güçlü bir bağ kurmaktadır.

Ayşe’nin hafızalara kazınan sözü ise filmin temel mesajını özetler niteliktedir:
“Benim engelim zihnimde değil.”
Bu söz, aslında toplumun sıkça düştüğü bir yanılgıya da işaret etmektedir. Engelli bireylerin yetersiz ya da üretken olamayacağı yönündeki önyargıların aksine, asıl engelin bireylerin bedenlerinde değil, zihinlerde ve kalıplaşmış düşüncelerde olduğunu vurgulamaktadır. Film, bu yönüyle yalnızca fiziksel engelleri değil, toplumda var olan görünmez barikatları da görünür kılmaktadır. Fiziksel sınırların ötesinde zihinsel önyargılar olduğunu ortaya koymaktadır.
Filmde başrol Serkan olsa da, aslında her karakter kendi engeliyle öne çıkmakta; birlik ve dayanışma sayesinde güçlüklerin nasıl aşıldığı gözler önüne serilmektedir. Bir annenin fedakârca mücadelesi, küçük bir çocuğun yıllardır süren direnişi, “neden yalnızca benim başıma geliyor?” sorusunun ötesine geçerek herkesin bu mücadelenin bir parçası olduğunu ve engellerin birlikte aşılabileceğini vurgulamaktadır.
Serkan’ın Sarp’a destek olurken gösterdiği sabır ve istikrar da dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Film, engelli bireylerin yaşadığı zorluklara ve gençlerin okul ortamında karşılaştıkları zorbalıklara da değinerek her yaştan izleyiciye hitap etmeyi başarmaktadır.
Nitekim film üzerine Av. Serkan Bayram ile gerçekleştirdiğimiz “Elif Türe Atam ile Sinema Diyarı” programında da Bayram, mücadelesinin temel dayanağını “düştüğünde yeniden kalkabilmek” şeklinde ifade etmiştir. Bu yaklaşım, filmdeki anlatının gerçek yaşam deneyimleriyle temellendiğini göstermekte; umudun yalnızca bir temenni değil, kararlı bir direnişin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece film, imkânsız gibi görünen durumların dahi azim ve inançla aşılabileceği mesajını güçlü bir gerçeklik duygusuyla izleyiciye aktarmaktadır.
Programda süregelen konuşmada Av.Serkan Bayram Türk siyasi ve sinema tarihinde bir ilke imza attığını da ifade etmiş ‘‘kendi hayatını filme konu olarak yazıp çeken ilk siyasetçi” unvanını da aldığını belirtmiş; ancak bu durumu kişisel bir başarıdan ziyade toplumsal bir sorumluluk olarak değerlendirmiştir. Ona göre bu film, sadece kendi hikâyesini anlatan bir yapım değil; umudu çoğaltma ve başkalarına cesaret olma çabasının bir parçasıdır.
“Hayallerimizin peşinden umut olmak için koşuyoruz.” sözleriyle özellikle gençlere seslenen Bayram, şu ifadeleri kullanmıştır:
“Bir parmak, 50 yıllık bir hayatı buralara getirdik. Siz ülkemizin geleceğisiniz; sizin on parmağınız var. Daha ileriye gideceksiniz. Mazeret istemiyorum. Mücadele edeceğiz. Yere düştüğümüzde asla vazgeçmeyeceğiz. Dik duracağız, koşacağız…”
Onun mücadelesi yalnızca kendisi için değildir. “Ben yaşadım, benden sonrakiler yaşamasın.” diyerek insanlığa umudu ve azmi anlatmayı hedeflediğini dile getirmiştir. Yaşadığı zorlukların bir anlamı olduğuna inanan Bayram, sözlerini şu cümleyle tamamlamıştır:
“Şunu öğrendim; boşuna yanmamışız, boşuna vekil olmamışız. Allah bu nuru tamamlatacak…”
Bu ifadeler, filmin yalnızca kişisel bir yaşam öyküsü değil; inanç, sabır ve toplumsal sorumluluk bilinciyle şekillenen bir mücadelenin eseri olduğunu göstermektedir.
Bu sözler, hayatını mücadeleye ve toplumsal farkındalığa adamış bir insanın inancını, kararlılığını ve sorumluluk bilincini yansıtmaktadır.
Sanatın evrenselliği ve sinemanın gücü ile ortaya konan bu filme ve basılmış ‘‘Buğday Tanesi ’’ kitabına da her mecradan ulaşmak mümkün. Bu bile yapılan işin samimiyetini ve taşıdığı niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Yeter ki insan, bir olmayı ve birlik içinde kalmayı istesin… O zaman hiçbir engel bizi durduramaz. Av. Serkan Bayram’ın da dediği gibi;
‘‘Yar olur, ayan olur serdar olur, engelliler de bir gün inşallah serdar olacaktır’’
Yorumlar
Kalan Karakter: