26 Şubat 1992
O gece kar yağıyordu.
Ama insanlık donuyordu.
Hocalı’da yağan kar toprağı örttü; fakat yaşananları sivil katliamı örtemedi.
Hocalı Katliamı, resmî Azerbaycan verilerine göre yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği bir trajedi olarak tarihe geçti. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…
Silahsız masum insanlar.
Fakat mesele yalnızca katledilen insan sayısı değildir.
Mesele :
Bir annenin son bakışı,
bir babanın çaresizliği,
bir çocuğun yarım kalan nefesidir…
Acılı Azerbaycan’ın yasını görmezden gelmek mümkün değildir.
Ve evet, öfkesini de.
Çünkü masum sivillerin katledilmek için hedef alındığı bir gecede öfke doğaldır.
Ancak tarih şunu öğretir: Öfkenin yönü, milletlerin karakterini belirler.
Toplumları toptan suçlamak kolaydır.
Adaleti evrensel bir dille savunmak zordur.
Hocalı’nın hafızası, intikam çağrısı değil; adalet çağrısıdır.
Uluslararası insancıl hukuk açıktır:
Siviller korunmalıdır. Savaşın bile bir sınırı vardır. Silahsız insanın hedef hâline geldiği yerde artık askerî başarıdan değil, ahlaki çöküşten, vicdansızlıktan söz edilir.
Hocalı, bu çöküşün hafızadaki adıdır.
Bugün Hocalı’yı anmak;
nefreti büyütmek değildir.
Unutmayı reddetmektir.
Sivillerin öldürülmesini hiçbir gerekçeyle normalleştirmemektir.
Kar dökülen kanları örtmüş olabilir.
Ama hakikatı örtemez.
Ve buradan yalnız geçmişe değil, geleceğe de seslenmek gerekir:
Sivillere katliam için dokunan her namlu, bir gün tarihin önünde ergeç hesap verecektir.
Emri veren de, uygulayan da, susarak meşrulaştıran da…
Çünkü güç geçicidir.
Sınırlar değişir.
Zalim İktidarlar yıkılır.
Ama masumların ahı, tarihin en uzun hafızasıdır.
Masumların kanı üzerine kurulan hiçbir düzen,
vicdanın mahkemesinde beraat edemez.
Yorumlar
Kalan Karakter: