Hep var olan bir sorundur İşsizlik.
Bakıldığında İşsizlik yalnızca bir istatistik değil; ekonominin nabzını, toplumun moralini ve ülkelerin gelecek vizyonunu belirleyen en kritik göstergelerden biri. Türkiye’de ve dünyada işsizlik oranları dönemsel olarak gerilese de yapısal sorunlar derinleşiyor.
Üstelik artık mesele sadece “kaç kişinin işsiz olduğu” değil; hangi becerilerin işsiz kaldığı, hangi sektörlerin dönüşüme direndiği ve teknolojinin hangi alanlarda insan emeğinin yerini aldığı sorusu öne çıkıyor.
Türkiye’de işsizliğin fotoğrafı ve yapısal sorunlarını hep konuşuldu , konuşuluyor ..
Türkiye’de resmi işsizlik oranı son yıllarda tek hanelere gerilemiş görünse de geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü oranı) hâlâ yüksek seviyelerde seyrediyor. Özellikle genç işsizlik oranı ve kadınların işgücüne katılım oranı, yapısal bir kırılganlığa işaret ediyor.
Eğitimli genç nüfusun iş bulamaması, “nitelik uyumsuzluğu” sorununu daha görünür hale getiriyor. Üniversite mezunu işsiz sayısı artarken, sanayi ve üretim sektörlerinde ara eleman açığı sürüyor.
Dünya genelinde tablo daha karmaşık. Avrupa Birliği’nde ortalama işsizlik oranı %6–7 bandında seyrederken, bazı ülkelerde genç işsizlik %20’nin üzerinde. ABD’de işsizlik oranı düşük görünse de “gig economy” ve geçici istihdam modelleri kalıcı ve güvenceli iş tanımını değiştiriyor.
Çin’de ise genç işsizlik oranındaki artış, büyüme modelinin dönüşüm sancılarını gösteriyor.
Dijitalleşme ve yapay zekâ etkisi elbette ki İşsizliğe karşı olumsuz bir etken günümüzde ..
Sanayi 4.0, yapay zekâ ve otomasyon; üretkenliği artırırken bazı meslekleri ortadan kaldırıyor.
McKinsey ve OECD raporlarına göre önümüzdeki 10–15 yılda mevcut işlerin önemli bir kısmı ya dönüşecek ya da tamamen kaybolacak.
Ancak tarihsel olarak her teknolojik devrim yeni iş alanları da olıstırdıgı bir gerçek bakıldığında ..
Sorun, bu geçiş sürecinin ne kadar hızlı ve kapsayıcı yönetileceğinde yatıyor.
Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkeler için risk ve fırsat bir arada.
Eğer dijital beceri eğitimi hızlandırılmazsa işsizlik artabilir; ancak doğru politikalarla teknoloji ihracatçısı bir ülkeye dönüşmek mümkün.
İşsizliğin üretim ve büyüme üzerindeki etkileride ayrı bir etken ..
İşsizlik, yalnızca bireyin gelir kaybı değil, ülke ekonomisi için de ciddi bir maliyettir.
Birincisi, üretim kaybı.
Atıl kalan her işgücü, potansiyel milli gelirin altında bir üretim anlamına gelir. Bu durum büyüme oranlarını aşağı çeker.
İkincisi, vergi gelirlerinde azalma ve sosyal harcamalarda artış.
İşsizlik maaşı, sosyal destekler ve sağlık giderleri kamu bütçesi üzerinde baskı yaratır.
Üçüncüsü, talep daralması.
Geliri olmayan ya da azalan tüketici, harcamalarını kısar.
Bu da iç talebe dayalı sektörlerde zincirleme daralmaya yol açar.
Dördüncüsü, beyin göçü.
Özellikle eğitimli gençlerin iş bulamaması, nitelikli insan kaynağının yurtdışına yönelmesine neden olur.
Bu ise uzun vadede inovasyon kapasitesini zayıflatır.
Geleneksel teşvik politikaları artık yeterli değil.
Yeni dönemde üç ana başlık öne çıkıyor baktığımızda karşımıza
Birincisi, beceri dönüşümü ve yaşam boyu eğitim.
Kodlama, veri analitiği, yeşil enerji teknolojileri, yapay zekâ gibi alanlarda hızlandırılmış programlar şart.
Mesleki eğitimin sanayi ile entegre çalışması gerekiyor.
İkincisi, yerel üretim ve tedarik zinciri güvenliği.
Pandemi ve küresel krizler, ülkelerin stratejik sektörlerde kendi üretim kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini de gösterdi.
Tarım, savunma, enerji ve ileri teknoloji alanlarında yerli üretim; hem cari açığı azaltır hem istihdam yaratır.
Üçüncüsü, kadın istihdamının artırılması. OECD verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranındaki artış, büyümeyi doğrudan yukarı çekiyor. Esnek çalışma modelleri, kreş destekleri ve vergi teşvikleri burada kilit rol oynuyor.
Dördüncüsü, yeşil ekonomi yatırımları. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat süreci, yenilenebilir enerji, karbon yönetimi ve sürdürülebilir üretim alanlarında milyonlarca yeni iş potansiyeli barındırıyor.
Türkiye’nin bu dönüşüme hızla entegre olması, hem ihracat pazarlarını korur hem yeni istihdam alanları açar.
İşsizlik, yalnızca ekonomik bir sorun değil; sosyal istikrarın, toplumsal huzurun ve gelecek umudunun belirleyicisi..
Türkiye için asıl mesele oranları düşürmekten öte, üretim yapısını dönüştürmek ve nitelikli istihdam yaratmak..
Dünya hızla değişiyor.
Yapay zekâ çağında işsizliği azaltmanın yolu, geçmişin işlerini korumaktan değil; geleceğin işlerini bugünden inşa etmekten geçiyor.
Ekonominin gerçek gücü, çalıştırabildiği insan sayısında değil; potansiyelini açığa çıkarabildiği insan niteliğinde saklı aslına bakarsak öyle de değil mi ?
Yorumlar
Kalan Karakter: