Dr. Yavuz Selim Sılay
Ailenizin Hekimi
Muayene odama her gün onlarca insan girer.
Şikâyetler genelde aynıdır: baş ağrısı, mide yanması, halsizlik, uykusuzluk…
Ama dün biri geldi…
Ve sadece bir hasta olarak değil, bir sarsıntı gibi gerçeği dile getirdi.
Dün gelen hanımefendi beni derinden etkiledi.
50 yaşlarında…
Gözleri yaşlarla dolu değil, taşmış.
Sanki gözyaşı birikmemiş de yıllardır oluk oluk akıyormuş gibi.
Oğlu diyor ki:
“Yavuz Hocam annem sürekli ağlıyor. Dayanamıyoruz artık. Bir hastalığı var mı?”
İşte modern dünyanın en trajik sorusu bu:
Ağlayan insan gerçekten hasta mıdır?
Hanımefendiye döndüm.
“Niye ağlıyorsunuz?” diye sordum.
Bana baktı…
Ve şu cümle ağzından döküldü:
“Ben ağlamayayım da kimler ağlasın?”
İşte tam o anda odadaki hava değişti.
Çünkü bu bir şikâyet değildi.
Bu kalpten gelen samimi bir isyandı, haykırıştı .
Filistinde 4000i çocuk 10000lerce insanın idam edileceğini anlattı…
Gazzedeki devam eden soykırımı anlattı.
Öldürülen küvezdeki bebekleri ve paramparça edilen Çocukları anlattı.
Acımasızca Minaba , İran’a düşen 170den fazla ilkokula giden yavruyu katleden ve daha yeni Lübnan tarihindeki Başşehir Beyruta atılan ve 250den fazla masumu katleden Bombaları ağlayarak hıçkıra hıçkıra anlattı.
Doğu Türkistanda devam eden sistematik zülümden bahsetti…
Mescid-i Aksa’nın 40 günden fazla kapatılmasını ve müslümanların acziyetini ağlayarak anlattı.
Lütfen Söyleyin bana güzel bir tane haber verin de ağlamam kesilsin dedi… Canım çok yanıyor, bütün kalbim alev alev kavruluyorum. Kahroluyorum.” Dedi
Suriye de İsrailin işgali altında ve zor durumda. Acımasız soykırımcı Siyonistlerin ve onun peşine takılan Epstein çetesi Trump’ın ve Netanyahu’nun İran’dan sonra hedeflerinin güzel Türkiyemiz olduğu söyleniyor. Yarabbi ne yapabilirim ben ağlamaktan başka lütfen söyleyin.” dedi…
Her cümlede sesi daha da kırıldı.
Her cümlede gözlerinden bir dünya daha yaş döküldü.
Bu hanımefendi kendinden geçmiş ama asla kendi derdini anlatmıyordu.
Ne tansiyonu vardı, ne şekeri, ne kolesterolü…
Onun hastalığı kendisi değildi.
Onun hastalığı Zalimin zülmüne alışmamaktı, dünyanın duyarsızlığı, acımasızlığı , hoyratlığıydı. Aslında Müslümanların haline ağlıyordu…
Biz ne yaptık peki?
Biz öğrendik:
Kafamızı diğer tarafa çevirip Görmemeyi.Deve kuşu gibi kafayı kuma gömmeyi…
Parmağımızla ekranı kaydırarak sorumluluktan kurtulmayı…
Siyonist İsrailin masum bir çocuğu öldürmesini 3 saniyede geçmeyi…
Bir medeniyetin ve şehirlerin yıkılışını basit bir “haber” olarak tüketmeyi…
Ve sonra da
“Psikolojimiz bozuluyor” deyip hemen kendimizi korumayı.
Peki o kadın?
O kendini koruyamadı.
Çünkü kalbi nasırlaşmamıştı, merhamet duygusu ölmemişti, haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır düstüru ile kendini kapatmayı tercih etmedi.
Şimdi size,
“ailenizin hekimi” olarak soruyorum:Gerçekten hasta olan kim?
Sürekli ağlayan o hanımefendi mı?
Yoksa hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam eden kalpleri nasır tutmuş kendini korumaya almış bizler mi?
Biz klinikte buna bir isim buluruz:
“Duygudurum bozukluğu” deriz.
“Anksiyete” deriz.
“Empati yorgunluğu” deriz.
İlaç yazarız.
Serotoninini düzeltiriz.
Uykusunu düzenleriz.
Peki ya İNSANLIĞIN vicdanı ?
3 yıldır canlı yayınlarda sadece izlediğimiz SOYKIRIMLARI … Peki Onu hangi reçeteyle düzelteceğiz?
O hanımefendi aslında bize şunu öğretti:
“Siz zülme rıza gösterdiniz ve alıştınız. Ben ise asla alışamadım.”
Ve asıl mesele tam olarak da bu.
Biz alıştık:
Soykırıma
Ölümlere
Zulme
Adaletsizliğe
O ise asla alışamadı.
Ve bu yüzden hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
Ben dün reçete yazamadım.
Çünkü ilk defa şunu düşündüm:
Bu kadının gözyaşını durdurmak…
Belki de bir tedavi değil…
İnsanlığın vicdanı için bir kayıp olurdu.
Ve size de söylüyorum:
Eğer hâlâ bir şeyler için üzülüyorsanız…
Hâlâ bir haber sizi sarsıyorsa…
Hâlâ bir çocuğun gözyaşı içinizden bir şey koparıyorsa…
Zalimlere karşı gücünü yetmese de , ağlayamasanız da en azından kalbinizle buğz edebiliyorsanız…
Geçmiş olsun ve Ne mutlu sizlere derim…
Henüz tamamen kendinizi kaybetmemişsiniz.
Ama eğer hiçbir şey hissetmiyorsanız…
İşte o zaman
gerçek muayene ve tedavi edilmesi gereken sizsiniz.
Ben bir hekimim.
Ama o gün anladım ki…
Bazı hastalıklar laboratuvarda çıkmaz.
Bazı bozukluklar MR’da görünmez.
Ve bazı insanlar…
Ağladıkları için değil,
ağlayamadıkları için hastadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: