Ama öncesinde bu sene üçüncüsü yapılan ve ilk kez uluslararası olarak TÜYAP da düzenlenen İstanbul halı ve zemin kaplamaları fuarı sektörün uluslararası boyuttaki en büyük buluşma noktası olma özelliği taşıyor .
Türkiye’nin geleneksel sanayi kollarından biri olan halı sektörü, son yıllarda hem küresel dalgalanmalar hem de üretim teknolojilerindeki dönüşüm nedeniyle yeniden şekilleniyor.
Bir yandan ihracat pazarlarındaki daralma ve maliyet baskılarıyla mücadele edilirken, diğer yandan yüksek katma değerli üretime geçiş çabaları sektörün geleceğini belirliyor.
Türkiye, uzun yıllardır makine halısında dünyanın en önemli üreticileri arasında ..
Özellikle Gaziantep merkezli üretim yapısı, sektöre ölçek avantajı kazandırmış durumda.
Ne demek bu ölçek avantajı dersek de;
Bugün Türkiye’de üretilen halıların büyük bölümü ABD ve Avrupa pazarlarına ihraç ediliyor.
ABD, Türk halı sektörü için hâlâ en büyük pazar olmayı sürdürse de, son dönemde tüketimdeki yavaşlama ve stok eritmeyi önceleyen ithalatçı politikaları ihracat rakamlarını baskılıyor.
Buna karşın Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya pazarları, hacim olarak olmasa da çeşitlilik açısından önem kazanıyor.
Türkiyenin 2026 halı ihracatı da ki hedefini Ticaret Bakanı Ömer Bolat İstanbulda ki Halı fuarında 410 milyar dolar olarak açıklaması, dünya sıralamasında da 2. Sırada yer alan Türkiyenin yakın zamanda birinci sıraya yetişmesinin de habercisi olarak yorumlandı .
Buna bağlı olarak da İhracatın kompozisyonu da değişiyor kuşkusuz . Metrekare bazında satışlar görece yatay seyrederken, birim fiyatı yüksek ürünlere yönelim dikkat çekiyor.
Makine halısında desen, iplik teknolojisi ve sürdürülebilirlik sertifikaları artık rekabetin temel unsurları hâline gelmiş durumda.
Türk firmaları, geri dönüştürülmüş iplikler, düşük karbon ayak izi ve çevre dostu üretim süreçleriyle özellikle Avrupa pazarında tutunmaya çalışıyor.
Üretim tarafında ise enerji ve işçilik maliyetleri sektörün en kırılgan başlıkları arasında ..
Yüksek enerji fiyatları, yoğun makine parkına sahip halı üreticilerinin maliyet yapısını zorlaştırırken, finansmana erişimdeki sıkılaşma yeni yatırımların hızını kesiyor.
Buna rağmen dijital baskı teknolojileri, otomasyon ve yapay zekâ destekli tasarım süreçleri, verimliliği artıran önemli adımlar olarak öne çıkıyor. Sektör, klasik seri üretim anlayışından daha esnek, müşteri odaklı ve kısa terminli üretim modellerine yöneldi yıllardır .
Dünya genelinde halı üretiminde de benzer bir dönüşüm söz konusu.
Çin ve Hindistan hâlâ büyük hacimli üretim avantajını korurken, düşük maliyetli üretim modeli artık tek başına yeterli olmuyor.
ABD ve Avrupa’da ise üretimden çok tasarım, marka ve dağıtım gücü ön plana çıkıyor.
El halısında İran ve Hindistan gibi ülkeler geleneksel üstünlüğünü sürdürse de,
modern makine halısında Türkiye, Belçika ve Mısır arasındaki rekabet giderek sertleşiyor.
Küresel ölçekte dikkat çeken bir diğer eğilim ise halının bir zemin kaplamasından öte, dekorasyon ve yaşam tarzı ürünü olarak konumlandırılması.
Bu yaklaşım, halıyı mimari projeler, otel zincirleri ve ticari alanlar için stratejik bir ürün hâline getiriyor.
Özetle, Türkiye halı sektörü geleneksel gücünü korumakla birlikte, yeni dönemde rekabeti fiyatla değil değerle yönetmek zorunda.
İhracatta pazar çeşitliliği, üretimde teknoloji ve sürdürülebilirlik, markalaşmada ise tasarım ve hikâye anlatımı öne çıkıyor.
Küresel talebin dalgalandığı bir ortamda, sektörü ayakta tutacak olan da tam olarak bu dönüşüm kapasitesi olacak diyebiliriz realist bir yaklaşımla…

Yorumlar
Kalan Karakter: