Dünyanın kaderi bazen büyük başkentlerde kurulan uzun masalarda, bazen de haritada ince bir çizgi gibi duran dar geçitlerde yazılır. Bugün insanlık yine o çizgilerden birinin önünde duruyor: Hürmüz Boğazı.
Bir yanda Amerika Birleşik Devletleri’nin sert mesajları, diğer yanda İran’ın meydan okuyan tavrı, ortada küresel enerji trafiği, akaryakıt fiyatları, gemiler, limanlar, sigorta şirketleri, piyasalar ve milyonlarca insanın günlük hayatına dokunan ekonomik dalga…
Hürmüz artık bir deniz geçidi olmanın ötesine geçti. Burası yeni dünyanın nabzının attığı yerdir. Kim Hürmüz’e hâkim olursa, petrolün yolunu, enerjinin yönünü, ticaretin ritmini ve diplomasinin dilini etkiler.
ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, bölgedeki tansiyonun hangi seviyeye ulaştığını açık biçimde ortaya koydu. Trump, İran’ın anlaşma şartlarına uyması halinde “Epic Fury” olarak adlandırılan askeri sürecin sona erebileceğini, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tüm taraflar için açılabileceğini söyledi. Aynı açıklamada İran’a yönelik daha ağır askeri adımların gündeme gelebileceği mesajını da verdi.
Bu sözler sıradan bir diplomatik açıklama gibi okunamaz. Çünkü burada kullanılan her cümle petrol piyasalarında fiyat, limanlarda bekleme süresi, başkentlerde güvenlik alarmı, sokaktaki vatandaşın cebinde ise hayat pahalılığı anlamına gelir.
Hürmüz Boğazı’nın önemi rakamlarla da ortadadır. Dünya petrol ticaretinin büyük bir bölümü bu dar su yolundan geçiyor. Çin’den Hindistan’a, Japonya’dan Güney Kore’ye kadar Asya’nın enerji damarları buradan besleniyor. Avrupa ve Amerika Körfez petrolüne eskisi kadar bağımlı görünmese de fiyat dalgalanmaları bütün dünyayı aynı sofrada buluşturuyor. Çünkü enerji krizinin pasaportu, bayrağı, sınırı bulunmaz.
Bugün Hürmüz’de yaşanan kriz, insanlığa bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Modern çağın savaşları artık cephe hattında başlayıp cephede bitmiyor. Bir boğaz kapanıyor, markette fiyat değişiyor. Bir tanker bekliyor, sanayide üretim maliyeti yükseliyor. Bir tehdit cümlesi kuruluyor, borsalar titriyor. Bir devlet masaya oturuyor, bütün dünya nefesini tutuyor.
Bu noktada asıl mesele şudur: Bölge ateşle mi yönetilecek, akılla mı?
Orta Doğu, yıllardır büyük güçlerin hesaplaşma alanına çevrildi. Her kriz yeni bir harita, her gerilim yeni bir denge, her müdahale yeni bir kırılma doğurdu. Fakat artık dünya daha hassas bir eşikte duruyor. Enerji koridorları, ticaret yolları, deniz güvenliği ve diplomatik temaslar birbirinden ayrı başlıklar olmaktan çıktı. Hepsi aynı büyük tablonun parçaları haline geldi.
Türkiye açısından Hürmüz krizi özel bir anlam taşıyor. Çünkü Türkiye, doğu ile batı arasında köprü kuran, enerji güzergâhlarının merkezinde yer alan, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada söz sahibi olan bir ülkedir. Ankara’nın bu süreçte sergileyeceği soğukkanlı diplomasi, bölgesel aklın en güçlü göstergelerinden biri olacaktır.
Türkiye’nin önemi burada başlıyor. Türkiye savaş isteyenlerin diliyle konuşan bir ülke konumuna sığmaz. Türkiye masayı, diplomasiyi, dengeyi, stratejik aklı ve bölgesel istikrarı savunan bir merkezdir. Çünkü Türkiye çok iyi bilir ki, Orta Doğu’da atılan her yanlış adımın yankısı Kafkasya’da, Balkanlar’da, Akdeniz’de ve Türk dünyasında duyulur.
Azerbaycan açısından da bu gelişmeler dikkatle izlenmelidir. Çünkü enerji güvenliği, ulaşım hatları, bölgesel istikrar ve Türk dünyasının stratejik bağlantıları artık birbirine bağlı büyük bir sistemin içindedir. Bakü–Tiflis–Ceyhan’dan Orta Koridor’a, Zengezur hattından Hazar geçişlerine kadar uzanan coğrafya, yeni dönemin ana damarlarından biridir. Bu yüzden Hürmüz’de yaşanan her sarsıntı, bölgemizin stratejik önemini daha da artırır.
Bugün dünya şunu görmelidir: Küresel sistem tek bir boğaza mahkûm kalınca, güvenlik mimarisi de kırılgan hale gelir. Enerji yolları çeşitlenmeli, diplomasi güçlenmeli, bölgesel aktörlerin sesi daha fazla duyulmalıdır. Türkiye ve Azerbaycan’ın birlikte temsil ettiği akıl, bu çağın en kıymetli denge unsurlarından biridir.
Trump’ın İran’a yönelik son mesajı, belki de yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bu kapının ardında iki yol var: biri daha fazla gerilim, daha fazla tehdit, daha fazla belirsizlik; diğeri masa, uzlaşı, akıl ve bölgesel denge.
Dünya bugün Hürmüz’e bakıyor. Fakat Hürmüz’e bakarken aslında kendi geleceğine bakıyor.
Çünkü Hürmüz’de mesele bir boğaz meselesi olarak kalmaz. Bu mesele ekmeğin fiyatına, yakıtın litresine, sanayinin çarkına, devletlerin güvenliğine, milletlerin huzuruna kadar uzanır.
Bu yüzden bugün söylenecek en güçlü söz şudur: Boğazlar güç gösterisiyle daralır, diplomasiyle açılır.
Ve tarih, bu çağda en yüksek sesi çıkaranı da, en derin aklı temsil edeni de ayrı ayrı kaydedecektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: