İlk günler…
Küresel medya tek bir soruya kilitlendi:
Bu bir darbe miydi, bir tutuklama mı, yoksa sınır ötesi bir müdahale mi?
Nicolás Maduro cephesinden gelen ilk açıklamalar, yaşananların bir “kaçırılma” olduğu yönündeydi.
ABD merkezli kaynaklar ise narkoterörizm ve silah suçlamalarından söz ediyor, operasyonun uluslararası hukuk açısından tartışmalı boyutlarını öne çıkarıyordu.
Diplomatik çevrelerde “emsal mi oluşturuyor?” sorusu dolaşırken, hukukçular yargı yetkisi, egemenlik ve meşruiyet başlıklarını masaya yatırıyordu.
Tüm bunlar olurken astrolojik göstergeler de dikkat çekiciydi.
3 Ocak 2026 13° Yengeç Burcu dolunayı.
Dolunaylar görünmeyeni görünür kılar derler; aile, güvenlik ve aidiyet temalarının yükseldiği Yengeç’te yaşananlar, tartışmayı yalnızca siyasete değil, sembollere de taşıdı..
Satürn durağanlığa yaklaştığı, yani sistemin frene bastığı, bedelin görünür olduğu anlar.. Satürn yavaşladığında güç konuşmaz, hesap konuşur diyerek astrolojik yorumumu burada balla kesiyorum..
Politik, stratejik, hukuki ve astrolojik boyutlarını konuşanlar konuşsun;
ben cevabı mitolojide aramayı tercih ediyorum.
Bazı liderler devrilmez.
Onlar düşmez.
Onlar… çözülür.
Bir sabah uyanırsın ve hâlâ tahtındasındır.
Ama artık kimse sana dokunmaz.
Sözlerin yankılanmaz.
Etrafındaki her şey vardır ama canlı değildir.
Mitoloji buna çoktan bir isim vermişti:
Kral Midas.
Midas’ın suçu açgözlülük değildi.
Onun hatası, gücün temasla taşınabileceğine inanmasıydı.
Dokunduğu her şey altın oldu.
Altın… parlak, ağır ve soğuk.
Yemek altına dönüştü.
Su altına dönüştü.
Kızı altına dönüştü.
Ve Midas o an anladı:
Güç, her yere değdiğinde hayat donar.
Bugün bir liderin hikâyesi konuşuluyor.
Ama aslında konuşulan bir isim değil.
Konuşulan şey dokunulmazlık yanılsaması.
Devlet.
Ordu.
Enerji kaynakları.
Yaptırımlara rağmen ayakta durma hissi.
“Bana bir şey olmaz” özgüveni.
Bu, mitolojide altın dokunuştur.
Başta her şey çalışır gibi görünür.
Sistem işler.
Güç merkezde toplanır.
Ama fark edilmez bir şey olur:
Güç, halka değdikçe sertleşir.
Gerçeklik ağırlaşır.
İnsan sesi metalikleşir.
Ve bir gün, güç özel alana sızar.
Mitler burada susmaz.
Tam aksine fısıldar:
Güç aileye değdiği an, çöküş başlar.
Midas kızına sarıldığında, onu kaybetti.
Çünkü bazı güçler paylaşılmaz.
Bazı iktidarlar evin içine girdiği an lanete dönüşür.
Bu yüzden mitlerde liderler çoğu zaman idam edilmez.
Sürüklenmez.
Bağırarak devrilmez.
Onlar yalnızlaştırılır.
Çünkü tanrılar liderleri cezalandırmaz.
Onlara istediklerini verir.
İkarus’a uçma imkânı verdiler.
Midas’a altını verdiler.
Modern çağın liderlerine ise
sınırsız kontrol hissini.
Ve her seferinde sonuç aynıdır:
Yüksekte kalmak isteyen,
ağırlığı unutur.
Bugün yaşananlar bir operasyon mu, bir plan mı, bir hukuk krizi mi?
Bunun cevabını zaman yazacak.
Ama mitolojinin cevabı nettir:
Bu, altın dokunuşun bedelidir.
Nicolás Maduro bir zamanlar bir otobüs şoförüydü.
Direksiyon başında başlayan bir hayat yolculuğu, onu devletin direksiyonuna taşıdı.
Gittiği her yerde sistemi kendine benzetti, dokunduğu her şeyi iktidara çevirdi.
Bir şoförken kral oldu; bir kral olduğunda ise her şeyi altına çeviren Midas’a dönüştü.
Belki de asıl mesele buydu:
Ülkenin altın kaynakları, toprağın hafızası ve halkın ortak geleceği olması gerekirken; kamusal bir nimet olmaktan çıkıp iktidarın özel kasasına dönüştü.
Altın, paylaşılmadığında bereket üretmez.
Mitler bunu açıkça söyler:
Halka değmeyen zenginlik,
sonunda gücü de yiyip bitirir.
Ve de öyledir..

Yorumlar 1
Kalan Karakter: