Evden çıkarken ayakkabını giymek için çömeliyorsun, dizinden bir "kırt" sesi. Merdivenden inerken hafif bir ağrı... Önemsiz diyorsun,
zaten kimde yok ki…
Oysa diz dediğimiz eklem devamlı ezilmesine rağmen, aldığı yüke göre hayatla kurduğumuz en sessiz temas noktalarından biri.
Hayatında kime, neye bu kadar yüklensen bir yerden ses gelir ya hu, işin kuralıdır bu.
Yürürken, otururken, kalkarken, yük taşırken hep orada. Ve ne yazık ki çoğu zaman onu fark ettiğimiz an, iş işten biraz geçmiş oluyor.
Diz kireçlenmesi bir günde olmaz. Ne bir düşmeyle başlar ne de tek bir yanlış hareketle. Yıllar boyunca biriken küçük ihmallerin sonucudur aslında.
İyi haber yok mu ? E var tabi. Bu süreci yavaşlatmak, hatta bazı insanlarda ciddi ölçüde durdurmak mümkün.
İlk meselemiz kilo. Dizler vücudun amortisörüdür. Her fazla kilo, adım başına diz eklemine birkaç katı yük bindirir.
Beş kilo fazlalık bile diz için yıllar demektir. Zayıflamak mucize yaratmaz ama dizin ömrünü uzatır, bunu net söyleyelim. 5 kilo verme ile başlayıp dizinin canına can katmayı kim istemez ki? Beslenme demişken aklıma geldi : Paketli ve işlenmiş gıda tüketiminin kilodan bağımsız olarak diz kireçlenmesini arttırdığını öğrendiğimde ben de çok şaşırmıştım.
İkinci mesele hareket. Ama her hareket değil. Diz, hareketsizlikten de yanlış ve aşırı hareketten de hoşlanmaz. Uzun süre oturup hiç kalkmamak kadar, hiç hazırlık yapmadan bir anda ağır spora başlamak da zararlıdır.
En kıymetli hareketler düzenli olanlardır. Yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi eklemi besleyen ama hırpalamayan aktiviteler. Diz, “beni her gün biraz kullan” der, “arada bir hırpala” demez. Biraz düzenli hafif aktiviteye alıştıktan sonra "Bunları sevdim ama yetmedi, hadi gerçek egzersiz neymiş onu görelim " der. İşte o zaman da güçlendirme, stabilite, denge egzersizlerine geçmek dizlerin makus talihinin dönüm noktasıdır.
Kas meselesi genelde gözden kaçar. Oysa dizin kendine ait güçlü kasları yoktur. Onu ayakta tutan uyluk ve kalça kaslarıdır. Bu kaslar zayıfladığında yük doğrudan kıkırdağa biner. Sonra da “kireçlenme başladı” lafı yine çıkıverir bir yerlerden. Basit kuvvetlendirme egzersizleri bile yıllarca diz ameliyatından koruyabilir insanı. Abartmaya gerek yok, süreklilik olsun razıyız.
Ayakkabı konusu var bir de. Genelde insanlar tarafından hafife alınır ama diz bunu çok önemser. Sert tabanlı, darbeyi direkt ileten ya da topuklu ayakkabılar zamanla bedelini ödetir. Özellikle uzun süre ayakta kalanlar için. Topuğu olmayan, hafif esnek, ayağı yere yumuşak bastıran ayakkabı diz için küçük gibi görünen ama fark yaratan detaylardır.
Bir de dizle kavga etmemek gerekir. Yere çömelerek uzun süre öylece kalmak, diz üstünde uzun uzun iş yapmak, ayakta ani dönerek yük almak… Diz bu hareketleri affetmez. Özellikle belli bir yaştan sonra. “Gençken yapıyordum, bir şey olmuyordu” cümlesi çok duyulur. Doğrudur. Ama dizin hafızası vardır, unutmaz.
Ağrı başladığında ise en büyük hata, yok saymaktır. Diz konuşmaya başladığında genelde fısıldar. Biz duymamayı seçeriz. Sonra bağırır. O noktada seçenekler azalır. Erken dönemde yapılan küçük müdahaleler, geç kalındığında yapılan büyük tedavilerden çok daha etkilidir.
Sonuçta dizlerimizi kireçlenmeden korumak karmaşık bir iş değil. Mucize formüller de yok. Genetik etkili kabul ama biraz dikkat, biraz hareket, biraz saygı çok meseleyi çözer. Hep diz bizi taşımaz, biraz yükü de biz sırtlanıverelim...

Yorumlar
Kalan Karakter: