Hadi şu işin gerçeğini anlayalım.
Bu cümleyi klinikte o kadar çok duyuyorum ki…
Hem de hastalarımızın zihninde, haklı olarak; korku, “acaba ileride kolunu kaldıramayacak mıyım?” endişesi ve “eskisi gibi olur mu?” soruları ile birlikte…
Fakat önce şu gerçekle başlayalım.
Eğer tendon yırtığı o anda, aniden bir kaza, düşme ya da çarpma gibi bir olayla olmadıysa, tendonun kendisinin direkt ve belirgin bir ağrı üretmediği düşünülür.
Bu laf kulağa ters geliyor, farkındayım.
“Yırtık var ama ağrı yapmıyor” nasıl yani?
Aslında hepimiz, derimizdeki kesiklerin acısına ya da kemik kırığı ağrısına doğduğumuz andan itibaren aşina olduğumuz için, yapısal hasarlanmaların mutlaka ağrı üretmesi gerektiği sonucuna şartlanmış durumdayız.
İşte tam da bu nokta, bilimin devreye girdiği yer.
Tendonun bazı bölgelerinde sinir ağı (inervasyon) zayıftır, kanlanma ise sınırlıdır.
Yani tendon dediğin yapı, her yeriyle “bağıran” bir doku değildir.
Hatta bu yüzden, yıllar önce Japonya’da çok ilginç bir çalışma yapılıyor.
Dağlık bir köy…
İnsanlar sırayla geliyor.
Çalışmayı yapanlar, hiç kimseye omzunda ağrı olup olmadığını sormuyor; söyleme şansı da vermiyor.
Omuzlara ultrason ile bakılıyor.
Sonuç mu?
Omzunda ciddi yırtık olan insanların önemli bir kısmının hiçbir şikâyeti yok.
Yani adam tarlasına gidiyor, odun taşıyor, hayatına devam ediyor…
Ama ultrasonda “yırtık” var.
Demek ki neymiş?
Ağrı her zaman yırtıktan gelmiyormuş.
Peki, omuz ağrısını çoğu zaman ne üretiyor?
Genellikle suçlu, yırtığın kendisi değil; etraf yapılardaki kaos:
- İltihap ve ödem (subakromiyal bursit)
- Biseps tendonu irritasyonu
- Eklem kapsülü (donuk omuz tablosu)
- Akromiyoklaviküler eklem kapsülü ve kemiğiyle ilgili problemler
- Omuz çevresi kaslarda aşırı gerilme ve spazm
- Eklemin hareket kısıtlılığına bağlı sıkışmalar
- Asıl baskın olanın yırtık değil, tendinit (iltihabi durum) olması
Yani omuz ağrısı çoğu zaman,
“yırtık var mı?” sorusundan çok,
“orada ne sıkışıyor, ne iltihaplı, ne zorlanıyor?” sorusunun cevabıdır.
O yüzden omuz muayenesi ÇOK ÖNEMLİDİR.
Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Görüntülemenin en az bilgi verdiği eklemlerden biri omuzdur.
MR’a bakıp karar veren çoktur,
hastaya bakıp karar veren ise az.
Ve genellikle fark tam da burada ortaya çıkar.
Peki, bu durumlarda tedavide ne yapıyoruz?
Ultrason eşliğinde, hasarlı bölgeye nokta atışı:
- Rejeneratif (yenileyici) iğneler
- Ödem ve ağrı baskılayıcı enjeksiyonlar
Ve beraberinde, kişiye özel ve doğru planlanmış bir rehabilitasyon programı.
Sonuç?
- Hastaların yaklaşık %90’ı bu yaklaşımlarla yüz güldürücü şekilde toparlar.
- Geri kalan %10’luk kısım ise gerçekten cerrahidir.
Yani herkesin MR’ında yazan “yırtık” ameliyatlık değildir.
Hatta çoğu zaman hiç de değildir.

Yorumlar
Kalan Karakter: