Türkiye’de son yıllarda gastronomi festivalleri adeta bir yarış hâline geldi. Neredeyse her şehir, her ilçe, her bölge “gastronomi tanıtım günleri” düzenliyor. Kültür müdürlükleri, dernekler, federasyonlar ve yerel yönetimler bu organizasyonları büyük bir gururla kamuoyuna sunuyor. Niyet kâğıt üzerinde son derece doğru: Yerel mutfağı tanıtmak, kültürel mirası yaşatmak, gastronomi üzerinden bir şehir kimliği oluşturmak.
Ancak mesele niyetten çok uygulamada düğümleniyor.
Bugün “gastronomi festivali” adıyla yapılan etkinliklerin önemli bir bölümü, gastronomiyi anlatmak yerine onu tüketen organizasyonlara dönüşmüş durumda. Yüksek sesli müzikler, sahne şovları, kalabalık eğlence programları… Yemek ise bu gürültünün arasında, çoğu zaman yalnızca bir fon, bir satış nesnesi ya da görsel bir dekor olarak yer alıyor.
Bu noktada temel bir soruyu sormak gerekiyor:
Gastronomi gerçekten bu mudur?
Gastronomi neyi anlatır?
Gastronomi; yalnızca yemek yemek değildir.
Gastronomi; bir coğrafyanın tarihidir.
İklimi, toprağı, tarımı, göçleri ve toplumsal hafızasıdır.
Bir ilin gastronomisi; o toprakta yetişen ürünlerle, kullanılan pişirme teknikleriyle, mevsimsellik anlayışıyla ve sofra adabıyla birlikte anlam kazanır. Gastronomi aynı zamanda iyi yeme biliminin; yani lezzet, teknik, etik ve kültür dengesinin disiplinli biçimde ele alınmasıdır.
Dolayısıyla bir gastronomi festivali; sadece karın doyuran değil, zihin açan bir etkinlik olmak zorundadır.
Türkiye’de gastronomi festivalleri neden eleştiriliyor?
Türkiye’de düzenlenen birçok gastronomi festivali, içerik bakımından ciddi bir boşluk barındırıyor.
Yemek var ama hikâyesi anlatılmıyor.
Ürün var ama coğrafyası yok.
Sunum var ama sofra kültürü yok.
Gastronomi; bilgi, anlatı ve bağlam gerektiren bir alan olmasına rağmen, eğlence formatına sıkıştırılarak yüzeyselleştiriliyor. Bu da yalnızca bir organizasyon sorunu değil; aynı zamanda kültürel bir temsil problemi yaratıyor.
Daha da önemlisi, bu yüzeysel yaklaşım zamanla kalıcı bir algıya dönüşüyor. Toplumun geniş kesimleri için gastronomi; tarihsel ve kültürel bir disiplin olmaktan çıkıp, gürültülü bir etkinlik başlığına indirgeniyor.
Gerçek bir gastronomi festivali nasıl olmalı?
Gerçek anlamda bir gastronomi festivali;
şeflerin, gastronomi yazarlarının, akademisyenlerin ve yerel üreticilerin birlikte yer aldığı bir platformdur.
Panel ve söyleşilerle desteklenir.
Tadım atölyeleri, reçete anlatımları ve ürün hikâyeleriyle derinleşir.
Bu tür etkinlikler yalnızca tanıtım yapmaz; öğretir, aktarır ve kültürel süreklilik sağlar. Gastronomi; sahne şovlarıyla değil, bilgiyle ve anlatıyla değer kazanır.
Gürültü kalır, kültür eksilir
Türkiye, dünyanın en köklü mutfak kültürlerinden birine sahip. Ancak bu zenginlik, doğru temsil edilmediğinde avantaj olmaktan çıkar. Gastronomi, hak ettiği ciddiyetle ele alınmadığı sürece; ne şehirler gerçek anlamda markalaşabilir ne de kültürel sürdürülebilirlik sağlanabilir.
Sonuç açık ve nettir:
Gastronomi festivalleri kültürü tanıtmıyor; yanlış kurgulandığında onu tüketiyor.
Geriye ise yalnızca gürültü kalıyor.

Yorumlar
Kalan Karakter: