Şimdi dikkat edin; aşağıda sayacağım tüm senaryolar aslında ağzımızdan sadece "Kalça Ağrısı" olarak çıkıveriyor.
“Tam kasığımda ağrı var.”
“Yana yatamıyorum.”
“Popoma vuruyor.”
“Kalçam ağrıyor ama tam neresi, ben de anlayamıyorum.”
Kabaca ifade edersek hepsi kalça ağrısı; fakat hepsinde farklı bir tanı mevcut ve tedaviyi nitelikli kılan da bu ayrımları iyi yapabilmek.
Ağrının yeri her zaman tek başına tanı koydurmaz ama hekime de hastaya da çok güçlü bir yön duygusu verir.
Şimdi size basit bir rehber olabilecek şekilde anlatacağım.
Ön tarafta, yani kasıkta hissedilen ağrı neyi düşündürür?
Kalçanın oynar topuz ve yuva şeklindeki ekleminin kendisinden kaynaklanan (femur ve asetabulumun yaptığı eklem) sorunlarda en sık ağrı yeri kasık bölgesidir.
Yani hasta eliyle tam kasığını gösteriyorsa; femur başı ve yuvası, labrum dediğimiz menisküs benzeri yapı, kıkırdak yapı, femoroasetabular sıkışma ya da eklem içi ödem gibi problemler biraz daha ön plana gelir.
Özellikle yürürken, merdiven çıkarken, çorap giyerken, arabadan inerken ya da bacağı içe döndürürken ağrı artıyorsa bu bölge daha da anlam kazanır. Hastaların bazen yaptığı şu hareket çok tipiktir: Elini birinci parmak ve başparmağıyla "C" harfi yaparak kalçasına oturtur ve "burası ağrıyor" der. İşte bu tarif çoğu zaman yabana atılmaz.
Peki, kalçanın yan tarafındaki ağrı?
Burada tablo biraz değişir. Kalçanın dış yanında, tam yana yatınca artan, üzerine basınca hassaslaşan, yürümede bazen aksatmaya yol açan ağrılarda çoğu zaman eklemin içinden çok; o bölgedeki tendonlar, kas yapışma yerleri ve bursa dediğimiz yastıkçık yapılar devreye girer.
Halk arasında bu bölge ağrıları bazen doğrudan “kalça kireçlenmesi” sanılır. Oysa her yan kalça ağrısı eklemden gelmez. Hatta çok sık olarak gluteal tendinopati ya da trokanterik bursit dediğimiz tendinit ve yumuşak doku iltihabı benzeri tablolar karşımıza çıkar. Özellikle gece o tarafın üzerine yatamamak bu grup için çok öğreticidir.
Yani hasta “Kasığım değil, tam yanda ve üstüne yatınca artıyor” diyorsa, vücut yine bize bir şey anlatıyordur.
Peki ya arkada, yani kalçanın arka tarafında ya da kaba et bölgesindeki ağrı?
İşte burada kalçanın kendisi kadar bel, sakroiliak eklem, derin gluteal bölge (kaba et bölgesi), siyatik sinir hattı ve çevre kaslar da düşünülmelidir.
Çünkü birçok hasta “kalçam ağrıyor” der ama aslında sorun kalça ekleminin içinde değil; belden yansıyan ağrı, sakroiliak eklem kaynaklı ağrı ya da derin kas yapılarından çıkan bir tablo olabilir.
Özellikle ağrı arkadan başlayıp bacağa yayılıyorsa, uzun oturmakla artıyorsa; yanma, çekilme, uyuşma gibi hisler eşlik ediyorsa sadece kalça eklemine odaklanmak eksik kalabilir. Yani kaba et bölgesindeki her ağrı da “kalça eklemi bozulmuş” anlamına gelmez.
Ağrının yeri bize yön verir, ama tek başına bütün hikâyeyi anlatmaz. Çünkü insan bedeni bazen ağrıyı bir yerden başlatır, başka yerde hissettirir. Kalça bölgesi de bunun en güzel örneklerinden biridir.
Bu yüzden sadece filmlere, MR raporuna ya da hastanın tek cümlesine bakarak karar vermek çoğu zaman yanıltıcı olur. Asıl önemli olan şey; ağrının yeri, ne zaman arttığı, hangi hareketle ortaya çıktığı, muayene bulguları ve gerekirse görüntüleme ile bütün tabloyu bir araya getirmektir.
Mantığımıza güzelce otursun diye bir benzetme ile anlatalım. Beğenmeyenler için şimdiden "teşbihte hata olmazmış" diye de ekleyelim.
Bir evde tavandan su damlıyor diye sorun her zaman tavanda sanmazsınız. Bazen asıl problem çatıdadır, bazen üst kattaki borudadır, bazen duvar içindeki başka bir hattan gelir.
Kalça ağrısı da biraz böyledir. Ağrının görüldüğü yer bize ipucu verir; ama kaynağı anlamak için yolu takip etmek gerekir. O yüzden “kalçam ağrıyor” cümlesi tek başına küçük bir cümle gibi görünse de aslında içinde çok değerli bir harita taşır.
Yani hastanın anlattığı bize asıl problemi fısıldar, yeter ki iyi dinleyelim.
Yorumlar
Kalan Karakter: