Bu başlıklar ilk bakışta birbirinden uzak gibi görünebilir. Oysa biraz yakından bakıldığında, hepsinin aynı kırılgan zeminde buluştuğunu fark ediyoruz: çocukluk.
Toplantıda yapılan konuşmalar arasında İstanbul Milletvekili Sayın Yıldız Konal Süslü’nün kullandığı bir ifade özellikle zihnime kazındı:
“Akran nezaketi.”
Belki de uzun zamandır ihtiyacımız olan kavram tam olarak buydu.
Zorbalık sadece bir davranış değil, bir iklimdir
Psikolojik açıdan bakıldığında akran zorbalığı, çoğu zaman yalnızca “zorba çocuk” üzerinden ele alınır. Oysa zorbalık, tek bir çocuğun karakter meselesi değil; içinde bulunduğu sosyal çevrenin, aile dinamiklerinin ve okul ikliminin bir yansımasıdır. Zorbalık yapan çocukların önemli bir kısmı, aslında kendi hayatlarında güçsüzlük, ihmal ya da görünmezlik duygusu yaşayan çocuklardır.
Sosyolojik açıdan ise tablo daha geniştir. Rekabetin erken yaşlara indiği, başarı tanımının daraldığı ve empati dilinin zayıfladığı bir toplumsal yapı içinde büyüyen çocuklar, sorun çözmeyi değil güç gösterisini öğrenir. Zorbalık tam da bu noktada bireysel bir sapma olmaktan çıkar, öğrenilmiş bir davranış haline gelir.
Bu davranış kalıpları zamanında fark edilmediğinde, bir sonraki durak çoğu zaman daha ağır oluyor: suça sürüklenen çocuklar.
Suça sürüklenen çocuk: fail mi, ihmalin sonucu mu?
“Suça sürüklenen çocuk” ifadesi bile aslında bize çok şey söylüyor. Burada özne suç değil, çocuktur. Yani mesele, çocuğun doğuştan getirdiği bir eğilimden çok; onu o noktaya getiren koşullardır.
Zorbalığa maruz kalan, dışlanan, değersiz hisseden ya da sürekli etiketlenen çocuklar; zamanla aidiyet duygusunu başka alanlarda aramaya başlar. Bu bazen yanlış arkadaşlıklar, bazen şiddet, bazen de örgütlü suç yapıları olabilir. Bu yüzden çocuklarla ilgili her mesele, aynı zamanda toplumsal güvenlik meselesidir.
Terörsüz bir Türkiye hedefi, yalnızca sınırların korunmasıyla değil; çocukların ruhsal ve sosyal olarak korunmasıyla da mümkündür.
Yeni bir kavram, yeni bir yön: Akran nezaketi
Tam da bu noktada “akran nezaketi” kavramı, meseleyi tersinden okumamıza imkân tanıyor. Zorbalıkla mücadeleyi yalnızca yasaklar ve cezalar üzerinden değil; davranış inşası üzerinden düşünmeyi öneriyor.
Akran nezaketi;
– Empati kurmayı,
– Farklı olana alan açmayı,
– Gücü değil ilişkiyi merkeze almayı,
– Kazanmanın değil birlikte var olmanın değerini öğretir…
Psikoloji bize şunu söylüyor: Çocuklar anlatılanı değil, gözlemlediklerini öğrenir. Sosyoloji ise şunu ekliyor: Bu gözlemler bireysel değil, kolektiftir. Yani nezaket de tıpkı zorbalık gibi bulaşıcıdır.
Okuldan eve, evden topluma
Akran nezaketini yalnızca okul koridorlarına sıkıştıramayız. Evde kurulan dil, sosyal medyada sergilenen üslup, yetişkinlerin birbirine yaklaşımı… Hepsi çocukların dünyasında derin izler bırakır. Çocuğa “nazik ol” demek yetmez; nezaketi yaşayan bir toplum olmak gerekir.
Belki de artık şunu kabul etmeliyiz:
Zorbalıkla mücadele, çocukları düzeltme meselesi değil; yetişkin dünyasını yeniden düşünme meselesidir.
Evet akran zorbalığını da suça sürüklenen çocukları da konuşmak zorundayız. Ama belki de daha çok konuşmamız gereken akran nezaketidir.
Çünkü bir toplum, çocuklarına yalnızca sınırlar koyarak değil; onlara nasıl bir insan olunacağını göstererek güçlenir. Ve bazen en büyük güvenlik politikası, en basit kelimede saklıdır: nezaket.

Yorumlar
Kalan Karakter: