“Akapunktur nedir?” diye soranları duyar gibiyim. Ağrı ve stres gibi sorunları hafifletmek için vücudun belirli stratejik noktalarını uyaran, kadim bir denge yöntemi… Ama hocamızın yaklaşımı sadece yöntem değil; bir yaşam biçimi önerisi aslında.
Geçen hafta Ramazan üzerine sohbet ettik. Öyle karmaşık cümleler kurmadan, tane tane anlattı:
“İftarda yemeklere saldırmayın.”
Bakın özellikle “saldırmayın” diyor.
“Önce su için. Su tüm vücudu temizler.”
Bu cümleyi söylerken gözlerindeki ciddiyetle şefkati aynı anda görüyorsunuz. Hem disiplinli hem babacan. Hem net hem yumuşak. Sağlıklı beslenmeyi anlatırken aslında ölçülü yaşamayı öğretiyor.
Bir de şu baş ve boyun ağrılarım… Özellikle stresli zamanlarda omuzlarıma dünya yüklenmiş gibi oluyor. “Hocam çok ağrıyor,” dedim. Gülümsedi. Elimi tuttu. Parmak aralarındaki o “mucize noktalardan” bahsetti. Küçücük bir uygulama… Ve gerçekten hafifliyor. İnsanın inanası gelmiyor ama beden inanıyor.
En çok da şu cümlesi kaldı aklımda:
“Çok stres yapma kızım.”
Bazen bir yöntemden önce bir ses tonuna ihtiyacımız var galiba. Biri omzumuza hafifçe dokunsun, “Geçecek” desin istiyoruz. Hocamız tam olarak bunu yapıyor.
Muhabirim ama o bana hep “canım koordinatörüm” diyor. İşte o hitapta bile bir değer verme var. İnsan kendini iyi hissediyor. Sadece bedeni değil, ruhu da toparlanıyor.
Hayatımızdan böyle tatlı, böyle zarif insanlar geçiyor ya… Şanslıyız diyorum. Çünkü bazı hocalar sadece bilgi öğretir, bazıları ise dengeyi.
Ve bazen en büyük şifa, doğru zamanda söylenen bir cümledir…
Yorumlar
Kalan Karakter: