Yemek yapıyor, çay demliyor, ütü yapıyor, elma soyuyor. Dışarı çıkıyor, geziyor, hayata karışıyor. Saymakla bitmez. Ama asıl mesele yaptığı işler değil; hayata bakışı, duruşu, insanlığı.
Çocuk yaşlarda görme yetisini kaybetmiş. Ama kalbi…
Kalbi her zaman en güzel göz olmuş ona.
Belki hiçbir işte resmî olarak çalışmamış ama elinden her iş geliyor. Marifetli, üretken, güçlü bir kadın. Yollarımız onunla kesişti. Zaten benim yolum nedense hep güzel insanlarla kesişiyor. Dudu Abla’yı, benim arkadaşım olan ve aynı zamanda onun da akrabası olan biri sayesinde tanıdım. İyi ki de tanımışım.
Kendisi Görme Özürlüler Derneği’nde yönetici.
Ama bu görev sadece bir unvan değil; bir sorumluluk, bir adanmışlık.
Dernekte yapılan çalışmalar yalnızca sosyalleşmekten ibaret değil. El sanatları atölyeleri, engelli KPSS yerleştirme kursları, yabancı dil dersleri, masörlük eğitimleri, yemek kursları… Görme engelli bireylerin hem mesleki hem de kişisel gelişimlerini destekleyen kocaman bir emek var ortada.
Bir de beni en çok etkileyen detaylardan biri:
Gönüllüler tarafından seslendirilen kitapların dinlenebildiği okuma kabinleri.
O kabinlerde bilgi var.
Umut var.
Dünyaya açılan pencereler var.
Görmeyen gözler, öğrenmeye devam ediyor.
Ve belki de en önemlisi, hissediyor.
Dudu Abla hep şunu söylüyor:
“Yeter ki kalpler kör olmasın.”
Ne kadar doğru…
Çünkü bazı insanların gözleri var ama görmüyorlar.
Kalpleri var ama hissetmiyorlar.
İnsan bazen insan olmaktan uzaklaşabiliyor.
Bu da en acı körlük aslında.
Dudu Abla ise tam tersine…
Güzel bir insan.
İçten, güçlü, ilham veren bir kadın.
Gözleri görmeyebilir ama
onun kalbi, bu dünyaya fazlasıyla ışık tutuyor.

Yorumlar
Kalan Karakter: