Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, İstanbul’un müzik camiasında kulaktan kulağa bir fısıltı dolaşmaya başlamış. “Ankara’da küçük bir kız varmış, öyle bir şarkı söylüyormuş ki dinleyen herkes büyüleniyormuş.” Bir kez dinleyen bir daha dinlemeye gidiyormuş. Bu fısıltı kısa zamanda öyle yayılmış ki, merak dalga dalga büyümüş. Minibüsler, otobüsler kalkmaya başlamış İstanbul’dan Ankara’ya, sırf bu genç kızın olağanüstü sesini canlı dinlemek için. Dönenler, olağanüstü yorumunu iştahla anlatıyormuş.
Müzisyen bir aileden gelen bu mütevazı, çekingen ama özgüveni yüksek genç kızın adı Selda’ydı. Değerleri vardı; insan hayatı, devletler, hak, adalet, dürüstlük, incelik, hassasiyet, dostluk ve vatan sevgisi üzerine düşünceleri vardı. Düşleri masalsıydı, hayalleri büyüktü ve “neden gerçek olmasın ki” diyerek ülkesine dair umutlar besliyordu.
Ortaokul sıralarında Türk sanat müziği ve Türkçe sözlü hafif müzik dinlerken, bir gün hayatımıza bir türkü girdi:
“Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm…”
Bu ezgi, kalbimize zirveden giriş yaptı ve bizi Selda’nın olağanüstü sesiyle tanıştırdı. Ardından Neşet Ertaş da hayatımıza girdi. O gün, unutulmaz bir başlangıçtı.
Selda’nın yükselişi önlenemezdi. Her yeni şarkı bir bomba gibi patlıyor, “Çemberimde gül oya” ile büyük bir alkış tufanı kopuyordu. O ses, o tını, o yorum… Tanrının bir armağanı gibiydi. Artık Selda, ülkenin büyük yıldızıydı.
Yıllar geçti, dünya değişti. Bilim, rejimler, savaşlar, özgürlükler ve kısıtlamalar… Toplumun her kesimi bu değişimden payını aldı. Selda da bu değişimden etkilendi. Müziğini hak, özgürlük, aydınlık, bilim ve adalet için kullandı. Özgün müzik yükselirken, Selda da bu hareketin öncülerinden oldu. Bunun bedeli ağırdı; bir gün yurtdışına gitmek zorunda kaldı, uzun yıllar memleket hasretiyle yaşadı.
O yıllarda ülkesinde ödüller dağıtılıyordu; birkaç single yapan gençler “en iyi çıkış yapan solist” ödülü alıyordu. Ama Selda, ülkesinde hiç ödül alamadı. Hatta ülkesinden uzaklara gitmek zorunda kalanlardan biri oldu. “Adaletin bu mu dünya” derken aslında kendi hikâyesini de anlatıyordu.
Ama masalın sonu güzel bitti. Selda bir gün “zilleri taktı, çıkı çıkı yaptı” diyerek yurda döndü. Dönüşü muhteşem oldu. Ününe ün kattı, itibarı ve saygınlığı her geçen gün arttı. Vaktinde kendisinden esirgenen takdirlere boğuldu. Ünü ülke sınırlarını aştı, dünya Selda’yı keşfetti. Uluslararası konser salonlarını tıka basa doldurdu. O artık milli gururumuzdu. O artık starların starıydı. O artık bir MEGASTAR’dı. Dünyada en çok tanınan Türk sanatçılarından biri oldu.
Ve en önemlisi: Ne gösteriş, ne şımarıklık, ne kibir… O hâlâ duru bir su kadar saf, berrak, dingin, tertemiz ve eli öpülesi.
Selda’ya sevgi ve saygılarımızla…
Yorumlar
Kalan Karakter: