Merhaba, ben Hüsamettin Oğuz, sıradan bir vatandaşım. Sabahları çayımı içip çalışmaya başlamadan önce dijital alemde yani internette dolaşırken aklıma takılan o soruları düşünenlerden biriyim. (Çay kahveden daha fazla odaklanmama yardımcı olduğu için çayı daha fazla tüketiyorum.)
Dünyanın giderek kötülükle dolduğunu hissediyorum bazen: Savaşlar, şiddet, yoksulluk, çevre felaketleri... Peki, bu his gerçek mi? Yoksa medya/sosyal medya mı bizi böyle hissettiriyor? Ve en önemlisi, böyle bir dünyada nasıl yaşayabiliriz? Bu makaleyi yazarken, bu sorulara cevap aramak için saatlerce araştırma yaptım. Kitaplara, makalelere, istatistiklere daldım. Felsefeden sosyolojiye, tarihsel verilerden güncel raporlara kadar. Amacım, samimi bir şekilde paylaşmak: Kötülük nedir, gerçekten artıyor mu, biz ne yapabiliriz? Haydi, birlikte bakalım. Sosyal medyanın bu konudaki rolünü de ele alacağım. Ayrıca, yakında Antalya'da gerçekleşecek "Dijital İnsan" zirvesine de değineceğim – çünkü dijital dünya, kötülüğün yeni bir boyutu.
Kötülük Nedir? Bir Tanım Arayışı
Öncelikle, "kötülük" dediğimiz şey nedir? Bu, soyut bir kavram. Felsefede, kötülüğü tanımlamak için yüzyıllardır tartışmalar yapılmış. Araştırmalarımda, Platon'dan Kant'a, Hannah Arendt'e kadar pek çok düşünürü inceledim. Platon'a göre kötülük, cehaletten kaynaklanır – insanlar iyiyi bilmedikleri için kötü davranır. Aristoteles ise bunu "erdemsizlik" olarak görür: Dengesizlik, aşırılık veya eksiklik.
Daha modern yaklaşımlarda, Hannah Arendt'in "Kötülüğün Sıradanlığı" kitabı dikkat çekici. Arendt, Nazi subayı Eichmann'ı yargılarken, kötülüğün büyük bir canavarlık değil, düşüncesizce sistemlere uymak olduğunu söylüyor. Yani, kötülük sıradan insanların günlük kararlarında gizli olabilir. Psikolojide ise, Philip Zimbardo'nun Stanford Hapishane Deneyi gibi çalışmalar, sıradan insanların otorite altında nasıl kötüleşebileceğini gösteriyor.
Ama kötülük sadece bireysel mi? Sosyolojik açıdan, kötülük toplumsal yapılarla ilgili. Örneğin, yoksulluk, ırkçılık veya savaşlar gibi sistematik kötülükler. Dinlerde de farklı tanımlar var: Hristiyanlıkta "günah", Budizm'de "dukkha" (acı) olarak. Araştırmamda, Oxford Felsefe Sözlüğü'nde kötülüğün "istenmeyen acı veya zarar" olarak tanımlandığını gördüm. Peki, ölçülebilir mi? Buna sonra değineceğim.
Dünya Gerçekten Geçmişten Daha mı Kötü?
Bu, en çok merak ettiğim kısım. Medya her gün felaket haberleriyle dolu: Ukrayna'da savaş, iklim krizi, pandemiler... Ama verilere bakınca, tablo farklı olabilir. Araştırmalarımda, Steven Pinker'ın "Şimdi Aydınlanma" kitabı gibi kaynaklara rastladım. Pinker, verilere dayanarak dünyanın aslında iyileştiğini savunuyor. (iyiki araştırmada Pinker ile tanışmışım. Daha önce hiç okumamıştım herhangi bir kitabını…)
Öncelikle, şiddet ve suç oranları: Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler verilerine de baktım; 1990'lardan beri küresel cinayet oranları %50'den fazla düştü. 20. yüzyılın başlarında, savaşlar milyonlarca can aldı (I. ve II. Dünya Savaşları'nda 70-85 milyon ölüm). Bugün ise, savaş ölümleri azaldı – ama hala var, örneğin Suriye'de veya Gazze'de. Our World in Data sitesine göre, 1800'lerde her 100.000 kişiden 40'ı şiddet sonucu ölürken, bugün bu oran 7'ye düştü.
Peki ya yoksulluk? Dünya Bankası raporları gösteriyor ki, aşırı yoksulluk oranı 1990'da %36 iken, 2019'da %9'a indi. Beklenen yaşam süresi 1900'de 32 yılken, bugün 73 yıl. Eğitim? Okuryazarlık oranı %12'den %87'ye çıktı.
Ama bu iyileşmeler eşit değil. İklim değişikliği gibi yeni tehditler var: IPCC raporlarına göre, 2100'e kadar sıcaklık artışı 1.5-4 derece olabilir, bu da seller, kuraklık anlamına geliyor. Gelir eşitsizliği artıyor: Oxfam'a göre, en zengin %1, küresel servetin %45'ini kontrol ediyor. Pandemi sonrası, ruh sağlığı sorunları patladı – WHO'ya göre, depresyon oranları %25 arttı.
Peki, neden "daha kötü" hissediyoruz? Psikologlar buna "negatiflik önyargısı" diyor: Beynimiz kötü haberlere daha çok odaklanır. Medya da tıklanma için felaketleri abartır. Tarihsel olarak, Ortaçağ'da salgınlar (Kara Ölüm, 75-200 milyon ölüm), köle ticareti veya sömürgecilik gibi dehşetler vardı. Bugün daha mı kötü? Hayır, ama sorunlar farklı: Dijital taciz, siber suçlar, dezenformasyon…
Araştırmamda, Global Peace Index'e baktım (ayrıca bu site isimlerini de bir arkadaşım sayesinde öğrendim): 2023 raporu, dünyanın genel olarak daha barışçıl olduğunu söylüyor, ama çatışmalar artıyor (örneğin, Rusya-Ukrayna). Sonuç? Dünya mükemmel değil, ama veriler iyileşme gösteriyor. Kötülük azalmıyor belki, ama etkileri yönetilebilir hale geliyor.
Kişisel bir anekdot: Çocukluğumda, 80'lerde Türkiye'de elektrik kesintileri, siyasi kargaşa vardı. Bugün, teknoloji sayesinde dünya küçüldü, ama pandemi sırasında evde kalırken haberlerden bunaldım. Bir gün, tüm haber uygulamalarını sildim ve parkta yürüyüşe çıktım. O an, dünyanın hala güzel olduğunu fark ettim – kuşlar, güneş... Bu, bana umut verdi.
Sosyal Medyanın Kötülüğe Etkisi: Çift Taraflı Bir Kılıç
Şimdi, sosyal medyaya gelelim – çünkü bu, kötülüğün modern yüzü. Araştırmalarımda gördüm ki, sosyal medya hem kötülüğü yayıyor hem de mücadele etmemize yardımcı oluyor. Negatif tarafı: Echo chambers (yankı odaları) yaratıyor. İnsanlar sadece benzer görüştekilerle etkileşimde bulunuyor, bu da kutuplaşmayı artırıyor. Örneğin, bir tartışmada trolleme, nefret söylemi hızla yayılıyor. Harvard'ın bir çalışmasına göre, sosyal medya algoritmaları negatif içerikleri %20-30 daha fazla öne çıkarıyor, çünkü öfke daha çok etkileşim getiriyor. Bu, Arendt'in "sıradan kötülüğü" gibi: Anonimlik altında insanlar daha acımasız oluyor.
Kişisel anekdot: X'te bir siyasi tartışmaya girdim bir kez. Basit bir yorum, ama cevaplar kin doluydu. Gece uykum kaçtı, "Neden bu kadar öfke?" diye düşündüm. Sonra anladım: Sosyal medya, gerçek hayattaki empatiyi azaltıyor. Ama pozitif tarafı da var: #BlackLivesMatter veya #DepremYardım gibi kampanyalar, iyiliği mobilize ediyor. Milyonlarca insan bağış yapıyor, farkındalık yaratılıyor. Pew Research'e göre, gençlerin %70'i sosyal medyayı sosyal değişim için kullanıyor.
Türkiye'den örnek: 2023 depreminde, sosyal medya hayat kurtardı – yardım çağrıları, koordinasyon. Ama aynı zamanda sahte haberler yayıldı, panik yarattı. Yani, sosyal medya kötülüğü amplifiye ediyor, ama bilinçli kullanımda iyiliğin aracı olabilir.
Bu konuyu derinlemesine tartışacak bir etkinlik var: Antalya'da 10 Şubat 2026'da düzenlenecek "Dijital İnsan: Sosyal Medyanın Geleceği – Geleceğin Sosyal Medyası" zirvesi. ATSO tarafından organize edilen bu fikir zirvesi, dijital çağın insan üzerindeki etkilerini ele alacak. Konuşmacılar arasında Prof. Dr. Uğur Batı, Prof.Dr. Korkut Ulucan, Doç.Dr. Mehmet Şakiroğlu, Ömer Çolakoğlu, Prof.Dr. Bilge Uzun, Devrim Danyal, Osman Demircan, Alp Köksal, Dr. Timur Yılmaz gibi uzmanlar var ve sorular şöyle: Dijital insan kimdir? Sosyal medya nereye evriliyor? Bu dönüşümde insan nasıl konumlanmalı? Zirve, tam da bu meseleye odaklanıyor: Dijital labirentte pusulamızı nasıl bulacağız? Eğer Antalya'daysanız veya yakınsanız, katılmanızı öneririm – kayıt için ATSO'nun sitesine bakın. Bu tür etkinlikler, sosyal medyanın kötülüğe karşı nasıl bir araç olabileceğini tartışmak için mükemmel.
Kötülüğü Ölçmek: Bir Denklem Mümkün mü?
Kullanıcı gibi ben de düşündüm: Keşke bir formül olsa! Araştırmalarımda, kötülüğü ölçmek için bilimsel yaklaşımlar buldum. Sosyolojide, "sosyal patoloji" kavramı var: Suç oranları, intiharlar, boşanmalar gibi göstergelerle ölçülüyor.
Felsefede, utilitaryenler (Faydacı ahlak) gibi Bentham, "en büyük mutluluk" prensibiyle ölçer: Kötülük, toplam acıyı artıran şeydir. Psikolojide, "pozitif/negatif etki" ölçekleri var – örneğin, PANAS testiyle bireysel kötülük hissi ölçülüyor. (Panas testi nedir? Pozitif ve Negatif Duygu Durum Ölçeği (PANAS), bireyin son günlerde yaşadığı olumlu ve olumsuz duygusal durumları değerlendirmeye yardımcı olan bir öz-değerlendirme aracıdır. Test, kişinin ruh halindeki değişimleri, enerjisini, huzur ve stres düzeyini gözlemlemesine olanak tanır.)
Bilimde daha ilginç: Fizikte entropi (düzensizlik) metaforu. Kötülük, toplumsal entropi gibi: Kaos artarsa kötülük artar. Ama ölçülebilir mi? Belki AI ile: Büyük veri analizleri, sosyal medya sentiment analizleriyle "kötülük indeksi" oluşturulabilir. Örneğin, Google Trends'te "şiddet" aramaları takip edilebilir. Sosyal medya burada da rol oynuyor: Sentiment analizleri, kötülüğün yayılımını ölçüyor.
Gerçekte, kötülük subjektif. Birine göre savaş kötülük, diğerine göre gerekli. Ölçmek zor, ama göstergelerle takip edebiliriz: BM'nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi.
Böyle Bir Dünyada Nasıl Yaşayabiliriz?
Başlangıç sorusu buydu. Benim cevabım: "Karanlığı lanetlemektense bir mum yakmak daha iyidir." Konfüçyüs’e atfedilen bu söz, proaktif olmayı vurgular. Araştırmalarımda, Viktor Frankl'ın "İnsanın Anlam Arayışı" kitabını karıştırdım, notlar aldım: Nazi kamplarında hayatta kalan Frankl, anlam bulmanın kötülüğe karşı en iyi silah olduğunu söylüyor.
Peki, Umut Var mı?
Araştırmam ve onca sorgulama sonunda, dünya kötülükle dolu ama iyilik de var. Veriler iyileşme gösteriyor, ama biz harekete geçmeliyiz. Kötülük, cehalet ve sistemlerden kaynaklanıyor – ölçmek zor, ama farkındalıkla azaltılabilir. Sosyal medya gibi araçlar, çift taraflı: Bizi ayırabilir veya birleştirebilir.
Antalya'daki Dijital İnsan zirvesi gibi etkinlikler, bu tartışmayı ilerletecek. Sıradan bir vatandaş olarak, mumumu yakıyorum: Bu makaleyi yazmak gibi. Sen de bir mum yak, belki dünya aydınlanır.
Kaynaklar için saatlerce daldım: Pinker'ın yazıları, BM raporları, felsefe makaleleri. Eğer daha detay istersen, sor.
Haydi, birlikte iyiliği çoğaltalım!
Ve bilin ki “iyilik iyidir!”

Yorumlar
Kalan Karakter: