Sipariş Vererek Büyüyen Nesil Ne Kaybeder?
Bir kapı zili çalıyor.
Yemek geliyor.
Sofra kurulmadan, ocak yanmadan, bir şeyin pişmesi beklenmeden.
Ve biz buna kolaylık diyoruz.
Ama bazı kolaylıkların bir bedeli olur.
Ve o bedel çoğu zaman hemen fark edilmez.
Bir nesil var artık.
Yemeğin nasıl yapıldığını bilmiyor.
Ama hangi uygulamadan daha hızlı geldiğini biliyor.
Bir yemeğin kokusuyla değil, telefonun titreşimiyle acıkıyor.
Ve bu sadece bir alışkanlık değil.
Bu bir kopuş.
Eskiden yemek bir sonuç değildi.
Bir süreçti.
Bir gün önceden düşünülürdü.
Evde ne var, ne yok bakılırdı.
Bir şey eksikse tamamlanırdı.
Bir şey varsa değerlendirilirdi.
Sonra hazırlanırdı.
Beklenirdi.
Karıştırılırdı.
Tadına bakılırdı.
Yemek pişerken insan da bir şey öğrenirdi.
Sabretmeyi.
Plan yapmayı.
Elindekine göre yaşamayı.
Şimdi?
İstiyoruz.
Seçiyoruz.
Geliyor.
Ve bu kadar.
Bu kadar olması aslında mesele.
Çünkü insan sadece sonucu yaşayan bir canlı değildir.
İnsan süreçle büyür.
Ama biz süreçleri hayatımızdan çıkarıyoruz.
Yemek yapmayı kaldırıyoruz.
Beklemeyi kaldırıyoruz.
Sabretmeyi kaldırıyoruz.
Ve sonra şunu fark etmiyoruz:
Hayatı da sadeleştirmiyoruz.
Sığlaştırıyoruz.
Bir çocuk düşünün.
Hiç mutfakta beklememiş.
Bir yemeğin ağır ağır pişmesine şahit olmamış.
Tencerenin kapağını açıp koklamamış.
Ama seçenek biliyor.
Karar biliyor.
Hız biliyor.
Ama bir şeyi bilmiyor:
Bir şeyin nasıl oluştuğunu.
Sipariş edilen yemek, hazırdır.
Ama hazır olan şeyin değeri, çoğu zaman bilinmez.
Bir şey için emek harcamadığınızda,
onu sadece tüketirsiniz.
Ama emek verdiğiniz şeyle bağ kurarsınız.
İşte bu nesil, bağ kurmadan büyüyor.
Yemekle bağ yok.
Ürünle bağ yok.
Mutfakla bağ yok.
Sadece tüketim var.
Ve belki de en sert gerçek şu:
Bu nesil aç değil.
Ama eksik.
Çünkü doymakla beslenmek aynı şey değil.
Bir yemeği sipariş etmek sizi doyurur.
Ama sizi geliştirmez.
Bir yemeği yapmak ise sizi değiştirir.
Eskiden mutfak bir öğrenme alanıydı.
Bugün mutfak çoğu evde kullanılmayan bir oda.
Eskiden yemek paylaşılırdı.
Bugün herkes kendi yemeğini söylüyor.
Aynı evde,
farklı siparişler,
farklı ekranlar,
farklı yalnızlıklar.
Ve biz buna hâlâ “birlikte yaşamak” diyoruz.
Bu yazı sipariş vermeye karşı değil.
Bu yazı şu soruya karşı:
Biz neyi kaybediyoruz?
Çünkü her kolaylık bir şeyi götürür.
Ve biz bugün sadece yemek yapmayı kaybetmiyoruz.
Sabretmeyi kaybediyoruz.
Üretmeyi kaybediyoruz.
Bağ kurmayı kaybediyoruz.
En tehlikelisi de şu:
Artık kaybettiğimizi fark etmiyoruz.
Çünkü hiç sahip olmadan büyüyen bir nesil,
kaybı hissedemez.
İşte bu yüzden bugün birçok insan doyduğu halde tatmin olmuyor.
Ve belki de asıl mesele burada başlıyor:
Doyuyoruz ama büyümüyoruz.
Son Söz
Sipariş vererek büyüyen bir nesil,
yemeğin tadını bilir.
Ama hayatın tadını öğrenemez.
“Doymak kolaydır.
Bağ kurmak emek ister.”
Yorumlar
Kalan Karakter: